Tarih

Türk Mitolojisinde Bulunan En İlginç 12 Varlık

Türk mitolojisi

Mitoloji denince genellikle akla hep Yunan mitolojisi gelse de aslında İslamiyet Öncesi Türk Kültürü’nde de mitolojik ögeler büyük bir yer tutmakta. Olağanüstü varlık ya da durumlara masallardan aşina olsak da Türk tarihi tıpkı masallar, efsaneler ve destanlarda olduğu kadar engin mitolojik çeşitliliğe sahip. Türk mitolojisinde yer alan yüzlerce varlığa yer vermek çok güç olduğundan sizler için en ilginç 12 varlığı derledim. İyi okumalar…

1- Ağaç İyesi

Türk Halk Kültürü’nde ve Türk mitolojisinde ağacın koruyucu ruhuna verilen isimdir. Değişik lehçelerde Ağaş (Ağas, Yağaç, Yığaç, Cığaç, Eves) İyesi olarak da söylenir. Her ağaç için farklı bir iye vardır. Özellikle büyük, yaşlı ve kutlu sayılan ağaçların mutlaka bir iyesi vardır. Bazen olumsuz nitelikler de taşıyabilen Ağaç İyesi’nin tüm vücudu ağaç gibi kabuklarla ve ayrıca kıllarla kaplıdır, çürümüş yaprak ve ağaç kabuğu gibi kokar (Karakurt, 2012, s. 39).

Ağaç İyesi, bir yerden başka bir yere havada uçarak gidebilir. Sık kıllarla kaplı tüm bedenini yapraklar sarmış, saçı sakalı birbirine karışmıştır. Bazı söylencelerde sihirli güçleri olan kanatlı bir atı olduğu söylenir. Ayrıca ağaç türleriyle bağlantılı olarak değişik iyeler olabilir. Örneğin; Kavak/Gavak İyesi, Söğüt/Sövüt/Söget İyesi, Çam/Şam İyesi, Ceviz/Cevis İyesi, Çınar/Şınar İyesi gibi (Karakurt 2012, s. 39). Ağaç İyesi’ni Yüzüklerin Efendisi serisindeki Treebeard (Ağaçsakal) isimli varlığa benzettim; hatta benzemiyor, tamamen aynı bile denilebilir. Ağaçsakalları araştırırsanız bana hak vereceksiniz.

Türk mitolojisindeki Ağaç İyesi’ne en yakın tasvir

2- İt Barak

İt Barak, Türk mitolojisinde köpek başlı insanlara verilen isimdir. Bu varlıklardan Oğuz Kağan Destanı’nda “köpek başlı insanların ülkelerine yapılan akınlar”dan bahsedilmekte ve İt Barakların memleketinin Büyük Hun Devleti’nin kuzeybatısında olduğundan söz edilmektedir. Oğuz Kağan, İt Baraklara karşı bir akın yapmış; ancak yenilerek dağlar arasında kalan bir nehrin ortasındaki adacığa sığınmak zorunda kalmıştır. Efsanelerde bu kelime ilk kez “çok tüylü köpek” anlamında kullanılmıştır (Karakurt, 2012, s. 418).

Köpek başlı insanlara Türk mitolojisinin haricinde Avrupa, Hint ve Eski Yunan mitolojilerinde de rastlanmaktadır. Avrupalılar, bu köpek başlı kavme “Borus” adını veriyor ve onların bugünkü Finlandiya ile Rusya’nın kuzey kısımlarında yaşadıklarını söylüyorlardı. Oğuz Kağan Destanı’ndaki “İt Barak”lar da aşağı yukarı aynı bölgelerde idiler. Bu bakımdan, Avrupa ve Yunan mitolojisi ile Türk mitolojisi arasında bir benzerlik ve bir bağ olduğunu söyleyebiliriz (Karakurt, 2012, s. 419). İt Baraklar her ne kadar kurt adamlara benzese de yalnızca kafalarının köpeğe benzemesiyle onlardan ayrılır.

3- Akbuğa

Akbuğa, Altay ve Türk mitolojisinde Tıp Tanrısıdır. Akböğe (Akböke, Akbüke, Akbüğe) olarak da bilinir. Hekimlerin koruyucusudur. Kolunda taşıdığı büyük beyaz bir yılan ile simgelenir. Hekimler, kendisi için dua ederler ve yardım dilerler. Elinde bilgiyi ve bilgeliği temsil eden bir asası vardır. Bu asa ile kime dokunursa hemen iyileşir. Ak Yılanı ise yeryüzündeki yılanlardan farklı olarak ağulu (zehirli) değildir. Onun ağusu ilaçtır, her tür hastalığı iyileştirir. Beyaz Yılan (veya yalnızca yılan) pek çok kültürde tıp biliminin simgesidir. Çünkü yılan; yaşam, ölüm, sihir ve bilgi ile ilişkilidir. Bunun başlıca iki nedeni vardır (Karakurt, 2012, s. 49):

1. Yılanın ölümsüzlüğü: Yılanların deri değiştirmesi, insanları şaşırtmış hatta aldatmıştır; çünkü deri değiştirmek, onlara göre bir nevi ölümsüzleşmektir (Karakurt, 2012, s. 49).

2. Yılanların ölüler ve canlılar dünyasında dolaşması: Yılanlar yeraltında ve yerüstünde dolaşırlar. Toprağın altında, üstünde, suda yani her yerde yaşarlar. Sanki yerin altından(ölüler diyarından) çıkıp gelir, Gılgamış Destanı’nda olduğu gibi insanın bulduğu ölümsüzlük otunu çalıp giderler. Ölüler diyârı(toprağın altı) ile yaşayanlar diyârı(toprağın üstü) arasında dolaşırlar. Yılan gücü, kudreti ve koruyuculuğu simgelemekteydi; zehiri ile öldürücü olabiliyor ve kendisinden korku ile karışık bir saygı ile bahsediliyordu (Karakurt, 2012, s. 49).

Türk mitolojisindeki Akbuğa’ya en yakın tasvir

4- Dayıkın Hanım

Altay ve Türk mitolojisinde Bebek Tanrıçasıdır. Tayıkın olarak da söylenir. Çocuğun uykusunda gülmesi, Dayıkın’ın onunla oynadığını gösterir. Çocukları korur. Yürümeye yeni hazırlanan çocukların day durması da bu Tanrıça ile ilgilidir. Atların yavrularına Tay denmesi ile de bağlantılıdır (Karakurt, 2012, s. 261). İlginç bir şekilde günümüzde yaşadığım şehir olan İzmir’de yeni yürüyen çocuklara “taytaya kalktı,” denir. Demek ki bu söyleyişin kökeni Dayıkın Hanım imiş.

5- Çike

Tatar ve Türk mitolojisinde “Şarkı Cini“dir. Şeke veya Çeke olarak da bilinir. Dirsek boyunda bir cücedir. Yanına gelenlere destan okutturup şarkı söyletir. Ağaçların altında yaşar; ve zararsız bir varlıktır. Bazen istediğini yaptırabilmek için insanları korkutabilir. Yakaladığı kişiye saatlerce yır(şarkı) veya kay(destan) okuttuğu olur. Çuvaşlarda “Çike Suhal” adı verilir; ve “Boyu bir karış, sakalı iki karış” olarak tasvir edilir (Karakurt, 2012, s. 248). Yurt dışında bahçeli pek çok evin girişinde “bahçe cini (garden gnome)” adı verilen küçük boylu, takkeli ve sakallı adam heykelleri bulunur. Düşünüyorum da Çike gerçek olsaydı aşağı yukarı böyle bir şey olurdu. Diğer varlıkları düşününce kendi hâlinde, sevimli ve biraz da haylaz bir varlık Çike.

Türk mitolojisindeki Çike’ye en çok benzeyen tasvir: Garden gnome (bahçe cini)

6- Talay Han

Türk mitolojisinde “Han” ismi ile beraber söylenen tüm varlıkların cinsiyeti erkek olarak düşünülmüştür. Talay Han da bu varlıklardan biridir. Bu varlık, Moğol, Altay ve Türk mitolojisinde Okyanus Tanrısıdır. Dalay Han olarak da anılır. Okyanuslar ve denizler onun sorumluluğundadır. 19 denizin birleştiği yerde yaşar. Denizleri ve okyanusları yönetir. İçindeki canlıları korur. Yaşlı bir adam görünümündedir; ve uzun beyaz bıyıkları vardır. İstediği zaman devasa bir balık (balina) biçimine girebilir. Denizlerin yükselip alçalmasına (gelgit) karar verir (Karakurt, 2012: 697). Talay Han’ın Yunan mitolojisindeki Poseidon’un Türk mitolojisindeki karşılığı olduğunu söyleyebiliriz.

7- Hırtık

Türk mitolojisinin en ürkünç varlıklarından biri de Hırtık. Anlatılanlara göre bu varlığın bedeninin üst kısmı insan, alt kısmı ise hayvan bedeni özellikleri taşımaktadır. Tüm bedeni tüylerle kaplıdır; ve ayakları terstir. Kötü huylu bir tür yaratıktır. Akarsuların içinde yaşadığına inanılmaktadır. Bu sebeple adına bazı yörelerde “Çay Hırtığı” da denilmektedir. Elazığ yöresinde bu varlığın Fırat Nehri’nde yaşadığına dair söylentiler vardır. Hırtık’ın insan kılığına girdiğine ve kılığına büründüğü kişinin akrabalarına ya da arkadaşlarının yanına gidip onları konuşmasıyla oyalayarak ormanın içine ya da akarsuya götürüp boğarak öldürdüğüne inanılmaktadır. Özellikle karanlık gecelerde ortaya çıkan Hırtık’tan korunabilmenin tek yöntemi, ateş yakmaktır (Karakurt, 2012, s. 802).

Karşılaştıkları kişinin Hırtık olup olmadığından emin olamayan kişiler, bu varlığın etrafından ya da ayaklarının altından ateş geçirirler. Bu sayede Hırtık, tüylerinin alev almasıyla korkup kaçarak akarsuyun içine atlar; ve gözden kaybolur. Hırtık’ın bunlar dışında zaman zaman atların üzerine binip gezdiğine ve onları yorgun düşürdüğüne inanılır. Atlarını sabahleyin bitkin bir durumda gören sahipleri, hayvanlarını Hırtık’ın kaçırıp kaçırmadığını anlayabilmek için atların semerlerine yahut sırtlarına yapışkan maddeler sürerler. Bu sayede Hırtık eğer atın üzerine binerse tüyleri bu maddeye yapışacaktır; ve Hırtık tekrar bu ata binmeyecektir (Karakurt, 2012, s. 802). Anlatılanlara bakılırsa hiç kimsenin karşılaşmak istemeyeceği bir varlık Hırtık. Yunan mitolojisindeki yarı keçi, yarı insan olan yaratık Pan’a bir miktar benzese de şekil değiştirme özelliği yönüyle ondan ayrılır.

8- Su Ata

Su Ata, Türk mitolojisinde suyla ilişkili onlarca varlıktan yalnızca biridir. Bu varlık Altay, Tatar ve Türk mitolojisinin ortak ögelerinden biridir; ve “Su Tanrısı” özelliğini taşır. Genellikle göllerin ve nehirlerin en derin köşesinde yaşayan; ve kıyıya çıkmayı hiç sevmeyen Su Ata, insanların gözüne görünmezmiş; ayrıca kendisini rahatsız eden insanları hiç sevmez, nehrin en derinlerine giren insanlara kızarak onları dibe doğru çekermiş. Bu sebeple eski zamanlarda suda boğularak ölen insanlar için “Su atası aldı” denirmiş (Karakurt, 2012, s. 665).

İnanışa göre, Su Atası suyu kirleten insanlardan ve o insanların yaşamakta olduğu köylerden nefret edermiş. Eğer sakin bir günde bir nehir veya göl dalgalanıyor, barajlar, bentler ya da su değirmenleri yıkılıyor ise bu durum Su Ata’nın kızgınlığının işaretiymiş. O bölgenin halkı Su Ata’yı hoşnut etmek için bir ekmek pişirip suya bırakırlarmış. Bu ritüele benzer şekilde günümüzde de bazı yörelerde yeni evlenen kızları gelin geldiği köyün suyunda yaşayan Su Atası’na tanıtmak amacıyla suya atarlar. Bazı yörelerde de gelinlerin suya atılması geleneği, asıl sebebi unutulmuş bir şekilde devam ettirilmektedir (Karakurt, 2012, s. 665). Su Atası özellik bakımından Talay Han’a benzese de Talay Han, yetki bakımından ondan daha üstündür.

9- Öt Han

Altay ve Türk mitolojisinde Zaman Tanrısıdır. Adına “Öğöt Han” da denir. Zamanın akışından sorumludur. Zamanın geçişini bazen hızlandırır, bazen yavaşlatır. Kültigin anıtlarında şu harika ifade yer almaktadır: “Öd tengri aysar, kişi oglı kop ölgeli törimiş.” Zaman Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölümlü yaratılmış. Bu cümle, değerli Türkolog Muharrem Ergin’in çevirisine göre şu anlama gelmektedir: “Zamanı tanrı yaşar, insanoğlu hep ölümlü yaratılmış” (Karakurt, 2012, s. 614).

Türk mitolojisindeki inanışa göre gündüz ve gece, ak ve kara olmak üzere iki ip yumağıdır. Öt Han’ın bu yumakların sarılmasından sorumlu olan yardımcıları vardır. Yumaklar hızlı sarıldığı takdirde zaman hızlı, yavaş sarıldığındaysa yavaş geçer. Türklerde “zamanı ölçmek” anlamına gelen Ötçek (Ödçek) sözcüğü de saat demektir; ve kelime, bu tanrının ismiyle bağıntılıdır (Karakurt, 2012, s. 614).

10- Örek

Tatar, Altay ve Türk mitolojisinde halk inancında yaşayan ölü, bir diğer tabirle zombidir. İnsanların öldürüldüğü ya da kanının akıtıldığı yerlerde ortaya çıkar. Daha çok birisi tarafından öldürülen insanların mezarları üzerinde görülür. Bu varlığın insanlara zarar vermediği, yalnızca öylece ortalıkta gezindiği ya da acıklı seslerle inlediği söylenir. Bu bakımdan hortlaktan farklıdır; çünkü hortlak insanlara zarar verir. Örek, öldürülmüş insanların dünyaya geri dönmüş hâlidir denilebilir. Huzur bulamayan ruh, dünyaya geri döner; ve katilin kapısını ya da penceresini tıklatarak onu korkutur. Katil, bu korkunç manzara karşısında aklını bile yitirebilir. Fiziksel olarak uzun boylu ve zayıftır. Kefeniyle dolaşır; ve sadece yüzü görünür. Bu varlıkla aslında insan öldürmenin cezasız kalmayacağı inanışı vücut bulmuştur (Karakurt, 2012, s. 611).

11- Meçkey

Anadolu, Altay ve Türk mitolojisinde batı dillerindeki karşılığı ile birebir örtüşen bir anlamla vampir demektir. Meçik de denir. Türk Halk Kültürü’nde ve halk inancında kendine özgü bir vampir türüdür. Bazı özellikleri bakımından Türk kültürüne özgü olsa da Batı toplumlarındaki vampir inanışıyla da büyük oranda örtüşür. Örneğin Batı’da Nosferatu adıyla geçen varlıkta olduğu gibi veba hastalığı taşıdığına inanılır. Meçkey insanların kanını emer, onların içlerinde büyür. Ölüm saçan kambur bir yaşlı kadın bazen de yaşlı bir erkek şeklinde tasvir edilmiştir. (Karakurt, 2012, s. 545)

Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın bazı bölgelerinde defnedildiği gün mezarlarından çıkarak insanları korkutan “Hortdan” adı verilen varlıkların bulunduğuna inanılır. Bu varlık, Meçkey ile büyük oranda benzemektedir. İnanışa göre; hayattayken kötülükler yapan, cinayetler işleyen kişiler öldükten sonra dirilir ve Hortdan’a dönüşürler. Bu kişilerin ahiretten kovulduğuna inanılır. Hortdan’lar geceleri kefeniyle ortaya çıkar, hızlı bir şekilde koşabilir, at sürebilir, silah kullanabilir, insanları dövebilir ya da kaçırabilir, evlere saldırabilir ve yol kesebilir (Karakurt, 2012, s. 545). Bazı kaynaklarda Meçkey ve Hortdan’ın birbiri yerine kullanıldığı olur.

12- Susulu

Altay ve Türk mitolojilerinde ve masallarında deniz kızıdır. Susılı veya Susuna (Susona) olarak da söylenir. Su kızı veya Suvkıs da denir. Denizde yaşayan çok güzel dişi varlıklardır. Kuyruğu balığınki gibidir. Neredeyse tüm dünya mitolojilerinin ortak figürlerinden biridir. Deniz kıyılarındaki kayalıklarda şarkı söyler. Susulu sudan dışarı çıkarsa ya ölür ya da kuyruğu insan ayaklarına dönüşür ve insan olur. (Karakurt, 2012, s. 671).

Kaynakça:

Karakurt, Deniz. (2012). “Türk Söylence Sözlüğü”. Erişim Tarihi: 14.05.2021. (PDF) Türk Mitoloji Ansiklopedisi Açıklamalı ve Resimli. TÜRK SÖYLENCE SÖZLÜĞÜ / DENİZ KARAKURT e-Kitap | Burak KURT ve Serdar Derici – Academia.edu

DAHA FAZLA İÇERİK

“Türk Mitolojisinde Bulunan En İlginç 12 Varlık” tarzında

Daha fazla “TARİH” içeriğine bu bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsin!

GETURGEN Dünyasını YouTube’da keşfetmek ister misin? O hâlde bu bağlantıya tıkla!


Metin Editörü: Hatice KIRAÇ

Büşra Nur GANİ

Eğitimci. Daimi kâşif.

İlgili Makaleler

3 Yorum

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu