Tarih

Gönül Coğrafyamız: Doğu Türkistan

Ata yurdumuz, gönül coğrafyamız olan, Altay dağlarını kuzeyine alan Doğu Türkistan’ın yarım asrı geçen gözyaşlarını anlatacağımız bu yazının uluslararası örgütler için anlamı olmadığını şimdiden söyleyeceğim. Bizim için Doğu Türkistan olsa da uluslararası arenada bölge, Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı özerk bölgelerden biri olarak “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak adlandırılır; ve bölge, Çin devletinin hakimiyet kurduğu en geniş idari bölgedir.

geturgen-doğu türkistan_resim6

Doğu Türkistan Tarihçesi

Bölgenin tarihçesine baktığımızda Hunların, Göktürklerin ve Uygurların kurduğu devletlerin tamamı Doğu Türkistan’ı da toprakları arasına almaktadır. İlk Türk devletlerinin ortaya çıktığı bu dönemlerde Çin tarafından yapılan saldırılar, 752 yılına dek sürer. Bu tarihten itibaren yerel İslam hanlıkları ile sağlanan istikrar, 13. yüzyılda başlayan Moğol saldırıları ile bozulmuş ve Doğu Türkistan, Cengiz Han’ın oğlu Çağatay’ın hükümranlığına girmiştir. Aynı topraklarda Timur İmparatorluğu kurulmuş ancak çok geçmeden bölgedeki istikrar, iç karışıklıklar nedeniyle bozulmuştur.

1696’da Aktağlık ve Karatağlık adlarındaki iki tarikatın iktidar çekişmesiyle başlayan süreç “Hocalar Dönemi” olarak adlandırılır. Bu sürece Moğol ve Çin’in de dâhil olmasıyla birlikte iç karışıklıklar ve istikrarsızlık, güvenlik açığı oluşturmuş ve 1759 yılındaki Çin istilasına zemin hazırlamıştır.

1862 yılına dek onlarca bağımsızlık isyanı başlamış, 500.000’den fazla Uygur Türkü’nün ölümüne neden olan bu isyanlar nihayetinde Yakup Beg şehir devletlerini birleştirerek Kaşgar Emirliği’ni kurmayı başarmıştır. Yakup Beg; Osmanlı İmparatorluğu ile iyi ilişkiler edinmeye çalışmış, Sultan Abdülaziz’e biat ederek emir unvanı alınca halife adına hutbe okutmuş ve kendi parasını bastırmıştır. Osmanlı sultanı tarafından silah ve asker desteği verilerek bölgede istikrar sağlanmaya çalışılsa da Yakup Beg’in beklenmeyen ölümüyle başlayan iç karışıklıklar, Çin işgaliyle son buldu. Bu işgal sonrası özerk bölge yapılarak bölgeye “Sincan” ismi verildi. 

İkinci Dünya Savaşı’na dek süregelen yıllarda isyan ve yeni devlet girişimleri olsa da hem Rusların hem de Çinlilerin baskıları buna engel olmuş; nihayetinde 1949’da Çin Komünist Partisi askerleri milliyetçileri, bilim insanlarını ve din adamlarını hapishane ve idam yoluyla tasfiye etmiş; günümüzde yaşanan sorunların temelleri de bu tarihte atılmaya başlanmıştır.

Çin Baskısı Nasıl Başladı?

Batısında Sovyet Rusya, doğusunda komünist Çin olan bölge insanları yalnızlığa sürüklendi; toprakları ellerinden alındı, iskân politikaları sonucu özyurtlarında azınlık hâle gelmeye başladılar. Zor günler geçiren Uygur Türkleri, 1966 senesinde Çin’de Mao Zedong liderliğindeki Kültür Devrimi’nin başlamasıyla kimlik baskısı altına alınmış, Çinlileştirilme tehlikesiyle karşılaşmışlardır. Aynı dönemde isyan eden veya edeceği düşünülen bilim insanları ve din adamlarının hepsi katledilmiş, yaşanan gelişmeler sonrası Türkler, Doğu Türkistan’dan çıkmaya başlamıştır.

Mao’nun ölümünden sonra Çin daha ılımlı bir politika uygulasa da artan ticaret hacmi, ham madde ihtiyacı ve doğal kaynaklar nedeniyle bölgeden elini çekmemiştir. Bölgedeki özgürlük kıvılcımına dahi tahammül edemeyen Çin; her zaman dünya gündemindeki terör örgütlerini kullanarak, isyan eden Türkleri algı çalışmasıyla terör örgütü üyesi olarak göstererek uluslararası camiadan gelecek tepkilerin önüne geçmeye çalışmıştır.

2000’li yıllar itibariyle Türkçe eğitimi yasaklayan ÇKP, kadınların örtünmesini ve erkeklerin sakal bırakmalarını da yine terör örgütü yaftasını kullanarak yasakladı. 2005 itibariyle Türkçenin eğitim dili olmasını engelleyen Çin devleti, daha sonra başarılı gençleri ailesi ve topraklarından kopararak Çin’in iç eyaletlerine götürüp devşirme politikaları uygulamaya başladı. Götürmediği çocukları da zorunlu olarak komünist ve ateist öğretilerle eğitti. Öğrenciler sınav sonucu hak kazanmış dahi olsa belli bölümler dışında üniversite tercih hakları dahi ellerinden alındı.

2000’li yıllar itibariyle baskıcı rejimi artıran Çin yönetimi, bölgeden genç kızları fabrikalarda çalıştırmak amacıyla ailelerinden izin almaksızın Çin’in iç bölgelerine götürmeye başladı; daha bir sene geçmeden gündeme gelen taciz ve tecavüz olaylarından sonra Çin bölge halkının tepkisini azaltmak için genç erkekleri de çalışmaları için götürmeye başladı. Temmuz 2009’da Urumçi şehrinde Türk ve Çinli işçiler arasında başlayan gerginlik sonrası şehirde internet, hükûmet tarafından kesildi. Zulme karşı duran Türkler ara sokaklarda infaz edildiler. Bu olaylarda üç bine yakın Türk hayatını kaybederken polisin suçluları bulması bir yana internet tekrar aktif hâle geldiği zaman Çin polisinin ırkçı Çinlilere silah ve bıçak dağıttığı görüntüler, dünya kamuoyuna bomba gibi düştü.

geturgen-doğu türkistan_resim1

2001’de ABD’ye yapılan saldırıdan güç alan Çin yönetimi; Doğu Türkistan’da yaşanan her olayı terör eylemi olarak göstermiş, zulme karşı durmaya çalışan Uygur Türklerini ise dünyaya El Kaide terör örgütü mensubu olarak tanıtmış, 2013 yılı itibariyle Türkleri Daeş terör örgütü ile anarak dünya kamuoyundan gelecek tepkilerin önüne geçmeye çalışmıştır.

3 milyona yakın Türk, bölgeden terör örgütü suçlamasıyla göçe zorlanmış. Türkçe yayın yapan internet sitelerine erişim yasağı getirilerek dünyayla bölgenin iletişimi kesilmeye çalışılmış. Çin yönetiminin baskısının her geçen yıl artarak devam etmekte olduğu gözaltına alınan Uygur Türklerinin sayısına bakıldığında ortaya çıkmakta. Türk erkekler haksız gözaltı, tutuklama kararları ve toplama kamplarında tutsak edilirken özellikle 2016 yılı sonrasında tutsak Türklerin ailelerinin yanına ise Çinli devlet memurları yerleştirilerek insanların mahremiyeti ayaklar altına alınmıştır. Bu devlet memurları her haneyi fişleyerek Uygur Türklerinin aile yapısını ve inançlarına bağlılıklarını her fert için ayrıca dosyalayarak Çin hükûmetine rapor etmiştir.

Doğu Türkistan yeraltı kaynakları zengin olan bir bölge olmasına rağmen Türk halkı bu kaynaklardan uzaklaştırılmış, küçük ticarethanelere ve tarıma yönlendirilmişlerdir. Türklerin şirket kurmasının dahi yasak olduğu bölgede Türkler köylere hapsedilirken Çinliler şehir merkezlerinde çok daha iyi şartlarda yaşamaktalar. Kapitalist dünyaya inanılmaz bir üretim sağlayarak hükmeden Çin devleti, bu üretim için ihtiyacı olan enerji kaynaklarını Sincan bölgesinden sağlamasına rağmen 31 bölgeden oluşan Çin’de ekonomik kıyaslamada bu bölge 21. sırada yer almaktadır. Ekonomik veriler gösteriyor ki bölge yeraltı kaynakları sömürülmekte, iş gücü azaltılmakta ve Çin hükûmeti bölgeden çıkardığı katma değeri bölge için harcamayarak bölgenin yoksullaşmasına neden olmaktadır.

Birleşmiş Milletlerin Giremediği Toplama Kampları

Çin hükûmeti her dönemin “popüler” terör örgütlerini kullanarak kamuoyunda algı oluşturmayı başarmış, bölgedeki baskısını artırmıştır. Yurt dışında yaşayan öğrenci ve Uygur Türklerinin ailelerine casusluk iddiası ile baskı yapılmış; haksız tutuklanmaların ardı kesilmeyince öğrenciler, Doğu Türkistan’a dönmeye mecbur kalmışlardı. Çin hükûmeti ise dönen öğrencileri de tutuklamaya başlamış, yüzyıllardır yaptığı gibi aydın nüfusu yok etmeye çalışmıştır. Çok ilginçtir ki Müslüman bir ülke olan Mısır, kendi ülkesindeki 5 binden fazla öğrenciyi Çin devletiyle ortak operasyon yaparak sınır dışı etmiştir.

geturgen-doğu türkistan_resim3

Toplama kamplarında tutulan Türk sayısının Birleşmiş Milletler verilerine göre bir milyondan fazla olduğu bilinmekle birlikte sayının üç milyona yaklaştığı yerel kaynaklarca ispat edilmesine rağmen Çin hükûmeti, kampların kapılarını BM temsilcilerine dahi açmamıştır. Uygur Türkleri ile Kazak Türklerinin de bulunduğu kampların sayısı 1200’ü aşmış durumda. Çin devletinin dünyaya eğitim merkezi olarak tanıttığı kamplar “tutuklama merkezleri”, “gözetim merkezleri” ve “meslek edindirme merkezleri” olmak üzere 3 kategoriye ayrılıyor.

Doğu Türkistan’a gelen gözlemcilere meslek edindirme merkezleri gezdirilirken ilk iki kategorideki merkezlerin kapısı hiç kimseye açılmamıştır. Tutuklama merkezleri, ilk gözaltı işlemlerinin yapıldığı yer olarak biliniyor. Gözetim merkezlerinde ise Türklere fiziki ve psikolojik baskı yapılmakla birlikte en fazla kamp bu kategoride yer almaktadır. Meslek edindirme eğitim kamplarında ise Türkleri kimliklerinden ve dinlerinden uzaklaştırmayı amaçlayan bir politika izlenmektedir.

geturgen-doğu türkistan_resim4

Kamplarda tutsakların ibadetlerini yapmalarına kesinlikle izin verilmezken özellikle cuma günleri domuz eti yemeye zorlanan Türklerin kendi dillerinde konuşmaları yasakken her gün Çin Milli Marşı’nı okumak zorunda bırakılmaları, kampların asıl amacını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Dünya Bu Zulme Neden Suskun?

Okullarda yıllardır emperyalist batılı devletlerin Afrika ülke ve halklarını nasıl sömürgeleştirdiğini öğrenirken doğulu komünist bir devletin Asya’da üç kuşaktır bir ülkeyi nasıl sömürgeleştirdiğini öğrenemedik.

Dünyadaki hemen hemen her ülkede ayrılıkçı bir grup veya toprak talebinde bulunan bir topluluk olduğu için “büyük” devletler bu zulmü görmezden gelmektedir. Değişen ekonomik yapı ticaret hacminin Çin’e kayması ve bankacılık sistemindeki farklılaşmayla birlikte Çin’le derin ticari bağlantısı olan ülkeler de zulme sessiz kalıyor. İki kutuplu dünya olarak nitelendirdiğimiz bu döngüde artık Çin kendi kutbunu oluşturdu. Bu kutup sayesinde ambargo silahını kullanan Çin, yaptığı zulme de dünya devletlerini susturdu.

Pakistan Hindistan’la yaşadığı sorunda Çin’den destek aldığı için, İran ise ABD yaptırımlarını Çin devleti sayesinde aştığı için bu konuda sessiz kalmayı sürdürüyorlar. ABD’nin uydu devletleri olan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de bu konuda sessiz kalmayı tercih etmiş, Çin devletini karşılarına almaktan çekinmişlerdir.

Ülkemiz bu konuda 1998’de Doğu Türkistan konulu gösterilerin yapılmasına karşı çıkmış, bu kapsamda faaliyet gösteren vakıf ve derneklerin kapatılmasına karar vermişti. Daha sonra bu yanlıştan dönülse dahi günümüzde de Doğu Türkistan sorunu Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında masada konuşulmaktan öteye gidememiş, Türkiye, karşı karşıya kaldığı veya kalabileceği ABD ve AB yaptırımlarına karşılık Çin devletini de karşısına almak istememiştir.

ABD bu konuda herhangi bir silahlı mücadeleyi imzalanan uluslararası anlaşmalarla terör kapsamında görse de ülkesine son yıllarda Doğu Türkistanlıları kabul etmiş, Türklerin orada kurdukları sivil toplum örgütlerine destek vermekle birlikte Senatolarında Doğu Türkistan’la ilgili oturum da yapmışlardır. SSCB dağıldığı zaman Türk cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan edebildiler; ancak Çin Komünist Partisi rüzgâr farklı eserken tutunabildiği için Doğu Türkistan özgürlüğüne kavuşamadı ve görünen odur ki Çin Halk Cumhuriyeti dağılana dek gönül coğrafyamızda kan akmaya devam edecek.

geturgen-doğu türkistan_resim0

DAHA FAZLA İÇERİK

“Gönül Coğrafyamız: Doğu Türkistan” tarzında

Daha fazla “TARİH” içeriğine bu bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsin!

GETURGEN Dünyasını YouTube’da keşfetmek ister misin? O hâlde bu bağlantıya tıkla!


Metin Editörü: Hatice KIRAÇ

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Doğu Türkistan yüzyıllardır kanayan yaramız olmuş fakat hiç bir şekilde dünya kamuoyunda gereken desteği almamıştır. Doğu Türkistan, insanoğlunun özetidir aslında. Sırf çıkar uğruna görmezden gelinen, insan hayatının, iklim değişikliği kadar önemi olmadığının ve sessiz kalmanın daha basit bir yol olduğu, Türkiye dahil olmak üzere diğer tüm Müslüman ülkelerinde KORKTUKLARI için kıpırdamadıkları, her gün, her saat insanlık suçlarının işlendiği yerdir burası.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu