Araç çubuğuna atla

Seyyid Nesîmî : BİR İDEAL UĞRUNA!

SEYYİD NESÎMÎ KİMDİR?

Seyyid Nesîmî; 15. yy. da yaşamış önemli şairlerden biridir. Asıl adı Ali, Celâleddin, Ömer vb. isimler ile zikredilmiştir; ancak İmâdüddin lakabı isim yerine geçecek kadar kabul görmüştür. Künyesi Ebü’l-Fazl’dır. Hemen bütün kaynaklarda ismiyle birlikte “Seyyid” unvanı da kullanılmaktadır. Nereli olduğu tam olarak saptanamamakla birlikte çok fazla çelişkili bilgiler bulunmaktadır. 16. yüzyıl Osmanlı tezkirecilerinden Âşık Çelebi Seyyid Nesîmî’ nin Diyarbakırlı olduğunu ve Meşâirü’ş-şuarâ’sına göre Türkmen asıllıdır. Bunun yanında Arap olduğunu söyleyenler bulunsa da Türkleşmiş bir soydan geldiği ve ana dilinin Türkçe olduğu anlaşılmaktadır. Latîfî ise Seyyid Nesîmî’ nin isminden hareketle Bağdat’ın Nesîm nahiyesinden olduğunu söylemiştir. Bir diğer çelişkiler ise Seyyid Nesîmî ile aynı dönemde yaşayan İbn Hacer el-Askalânî onu Tebrizli gösterir. İbnü’l-İmâd da aynı bilgiyi doğrulamaktadır. Oysa mübarekler için zamanın ve mekânın ne ehemmiyeti var, hunhar yollardan geçmek en önemlisi…

Nesîmî’nin Divanîndaki bu beyite göre kendisi bir Türkmen’dir.

 

“Arab nutku tutulmışdur dilinden

Seni kimdür diyen kim Türkmensin”

 

“Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına
Rızkımı veren Hüda’dır kula minnet eylemem”

 

Şöhretini bir önceki yazımda uzunca belirttiğim Fazlullah-ı Hurûfî’den almıştır ve kendisinin halifesidir.O zamanlarda bir garip bakılan ve ‘‘dinden çıkma’’ kabul edilen ‘‘Hurufî’’ inançlarına bağlıydı.

 

Hayatını iki döneme ayırmaktayız.

 

Genelinde baktığımızda Nesîmî’nin hayatını iki döneme ayırabiliriz. Birinci dönemi Fazlullah’ı tanımadan önceki hayatı; bu dönemde normal, pekte iyi olmayan şiirler yazarken Hakk’ı, aşkı, doğru yolu arayan bir Nesîmî vardır. Bu dönemde Mevlâna’nın etkisindedir. Mevlevî tarikatı bu ilginin çekiş merkezi olduğundan şair bu yolun zikir ve ayinlerine yabancı kalmamıştır. Bu döneme ait mesnevi, gazel ve tuyuğları bir divançe oluşturacak kadar çoktur. Duygu ve fikirleri anlatmakta zorlanan şair, coşkulu sanat denen lirizme de henüz ulaşamamıştır. Hatta onun bu ilk şiirlerinde Seyyid, Nesîmî, Hüseynî, Seyyid Nesîmî ve Naîmî gibi farklı farklı isimler kullanması, mahlas seçmede bile bir kararsızlık içinde bulunduğunu göstermektedir. Bunun yanında Nesîmî’nin öğretici yönünün ağır bastığı bu şiirlerde aruz kusurları da bulunmaktadır. İkinci dönem diye adlandırdığımız dönem Nesîmî’nin şiirlerinin asıl coşkulu dönemi Fazlullah ile tanışmasından sonradır. Fazlullah’ı tanıdıktan ve Hurûfîlik idealini benimsedikten sonrası sanatlı ve coşkulu şiirler yazmaya başlamıştır. Söz konusu şiirlerinde dolup taştığı, idealini yaymaya çalıştığı açıkça görülmektedir.

 

Fazlullah’ın öldürülmesi üzerine idealini yaymak adına Azerbaycan’dan Anadolu’ya geldi. 1. Murad devrinde Bursa’ya ulaştığı ve burada iyi karşılanmadı. Bir diğer bilgi ise Ankara’ya Hacı Bayrâm-ı Velî’yi ziyarete gitmiştir fakat hurûfîlik inancı sebebiyle huzuruna kabul edilmemiştir. Anadolu’da Türkçe şiirleriyle tanınıyordu. Bu durum Orta Asya Türk dünyasında önemli bir kişilik olduğunu göstermektedir.

 

SEYYİD NESÎMÎ DERİSİ YÜZÜLEREK Mİ CEZALANDIRILDI?

 

Söylentiler şu yöndedir:

Nesîmî Halep’e götürüldü. Halep’te Şeyhülislâm (dini konularda en yüksek dercede bilgi ve yetkiye sahip olan kimse.) mahkeme yaptı. Nesîmî’yi dinledi. Sonunda ” Bu öyle bir adam ki; bunun kanı bir adamın üzerine sıçrasa orayı kesip atmak lazım.” dedi ve derisinin yüzülmesine karar verdi. Nesîmî itiraz etmedi. İdeali uğruna ölümü göze almıştı. Nesîmî’yi ayağından astılar ve derisini yüzmeye başladılar. Derisini yüzerlerken Nesîmî’nin bir damla kanı Şeyhülislâm’ın parmağına sıçradı oradakiler “İşte senin fetvan, bunun kanı kimin üzerine sıçrarsa orayı kesin atın demiştin fetvan üzerine parmağını kesip atacağız bu adam fetva verdi, fetvasından kaçmadı, kabul etti, derisini yüzdürüyor sen de kaçma parmağını keseceğiz.” dediler. Şeyhülislâm ” o bana göre değil dedi ve kaçtı.

Nesîmî derisi yüzülürken bile kaside söylüyordu.

“Gör aşığı derisini yüzsen seslenmez, hakk’ına razı olur. Gör âbidi parmağını keseyi desen, hakk’tan döner,kaçar.” dedi.

Şeyhülislâm’ı yakalayıp parmağını kestiler, acısına dayanamayıp öldü.

Nesîmî derisi yüzülürken, o sırada bir müridi gelmiş, kendisine:
– Bunlar, senin kıymetini bilmiyorlar. Senin âlimliğini, her sözünün çıktığını, bunu yapmayacağını bilmiyorlar mı? Niçin sana bunu yapıyorlar? Bunlar, senden hiç istifâde edemeyecekler mi? deyince, orda da şu kasîdeyi söyledi:

Eşeğe bir ahır gerek.
Hem yiye, hem zırlaya,
Eşeğin boynuna cevahir,
Takmanın faydası ne?

Çobana bir yazı gerek,
Hem geze, hem otlata.
Çobanı Mısır’a Sultan,
Yapmanın faydası ne?

Senin dediğin Mısır’a, Sultan olmak. Bunlarsa çobandır. Çoban daima önündeki bir kaç koyunun otlatılmasını, yayılmasını düşünür. Bunlar zâhirde onun gibidir. Milleti yönetmeyi, namaz kılmayı, abdesti, orucu, hacc’ı, zekâtı düşünürler. Esas sultanlık olan, dediğin maneviyât ilminden ne anlarlar? Bunlardan o soruyu sormak, çobanı Mısır’a; sultan, padişah yapmak gibidir, dedi.
Beline kadar yüzünce, onlara, “durun!” dedi. Sırtındaki deriyi, kendi elleriyle çekti. Deriyi sırtından soydu, başının derisiyle birlikte başından çıkardı. Kendi derisini (postunu) omuzuna atıp, şehrin on iki kapısından, on iki Nesîmî olarak çıktığı görülmüş. Ona, ” Nesîmî dek postun nâhak soydular.” dendi.

Aşk ehli ölmez, yerde çürümez.
Yanmayan bilmez, ateşi aşka.

Evvel aldandım, pek kolay sandım,
Kat be kat yandım, ateşi aşka.

Ey padişahım, affet günâhım,
Yanmaktır kârım, ateşi aşka.

Ateşi aşka, ateşi aşka,
Ateşi aşkın hâlleri başka.

Seyret Nesîm-i, terkeyle resmi,
Yandır bu cismi, ateşi aşka.

Sırru’l esrâr

İfşa edilen bu sır, idrak edemeyenlerce algılanamaz. Seyyid Nesimi anlaşılmadı. Anlaşılmadığı için hunharca öldürüldü. Yunus Emre’nin “Kıymetin duyar isen neye değer bu iş bu dem, Erenlerin manisin bilmezlere satmayalar.” dediği gibi örneğin felsefik bir konuyu kahvehane ortamında konuşamazsınız sizi dinden çıkmışlık ile suçlarlar çünkü bilgisizlik bunu gerektirir. Anlaşılamayanlar öldürülmeye mahkumdur. İnsanlık; Nesîmî, Hallacı Mansur gibi ismini bilmediğimiz daha bir çok önemli insanın ölüm fermanını verdi.

Yazımın sonuna gelirken siz değerli okuyucularıma Nesîmî’nin dilinden “Merhaba” demek istiyorum.

Gönlüme hiç senden özge nesne lâyık görmedim. Suretim, aklım, ukûlüm, cism u cânım Merhaba!..

 

  • Canı gönülden tebrik ediyorum.
    Yazılarının devamını merakla bekliyoruz.

  • Gerçekten bilgilendirici bir yazı. Tebrikler. Ayrıca bu siteyi de eğitici öğretici paylaşımlarından dolayı takip ediyor ve tebrik ediyorum.

    1. Teşekkür ederim. Önceki bilgilendirici yazımı okuyabilirsiniz, takipte kalın 🤗

  • 👏👏👏👏

  • 💯💪🏼

  • Ellerine sağlık 🍀❤️😊

  • Eline emeğine sağlık canım çok güzel ve etkileyici olmuş yazılarının devamını bekliyoruz 😆

  • Eline emeğine sağlık canım çok güzel ve etkileyici olmuş yazılarının devamını merakla bekliyorum😆

  • Kalemine bayıldım, devamını bekliyoruz ❤️

  • Ellerine sağlık 😉

  • Yine harika bir iş çıkarmışsın 😘

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bizi Uzaklarda Aramayın!

TOPLULUĞUMUZDA YER ALMAK İÇİN

BİZDEN HABERİNİZ OLSUN!

Kullanım şartlarını kabul etmek için onaylayın!
GELİŞTİREN TÜRKİYE GENÇLERİ

Copyright © 2020 GETURGEN | Tüm Hakları Saklıdır.

Post Views: 190