SanatBiyografiFilm/Dizi

O Bir Efsane, O Bir Neo, O Bir Wick! O: Keanu Reeves

O Bir Efsane, O Bir Neo, O Bir Wick! O: Keanu Reeves

Yıl 1964. Brezilya’da askeri darbe yaşanıyor, Ford firması dünyaya ilk Mustang’ini sunuyor; Vietnam, Amerika tarafından bombalanıyor. Her zamanki gibi dünya karışık; ama hayat bir şekilde, bir yerlerde, bir noktada devam ediyor. İşte tam da 1964’te, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta Keanu Reeves dünyaya geliyor.

Keanu Reeves

Onu hepimiz mütevazı tavırları, işleri ve sevenleriyle olan yakın ilişkisi, kısacası samimiyetiyle tanıdık. Hiçbir zaman magazin haberleriyle gündeme gelmedi, sürekli yaptığı başarılı işleriyle andık onu.

Bütün bunların perde arkasında aslında yaşadığı acılar yatmakta; belki biliyorsunuz belki de çoğunuz bu yazı sayesinde öğrenecek. Keanu abimizin zorlu hayatı henüz 3 yaşındayken babasının evi terk etmesiyle başlıyor. Babası, ailesiyle anlaşamıyor dolayısıyla da çocukları ve eşini bırakıp ayrılıyor onlardan. Tabii aile dağılıyor, anneleri de Keanu ve kız kardeşini alıp New York’a taşınıyor. Hayat zor; Beyrut’tan New York’a o zamanlar taşınmak, geçim sıkıntısı, yeni boşanmış bir kadın için zor bir yolculuk.

Tabii Keanu abimiz, bu sıkıntılı yıllar esnasında okul döneminde 4 tane lise değiştiriyor; ve hiçbirinden de mezun olamıyor keza halen de öyle. Sebebi, disleksi yani öğrenme bozukluğu hastalığına sahip olması. Bu tarz hastalıklara sahip insanlar iyi bilir, kişi; normal zekâ düzeyine sahip ama yazma, okuma ve öğrenmede sorunlar yaşayabiliyor. Haliyle bizim Keanu abi de bırakıyor okulu.

15 yaşındayken “Wolfboy” adlı bir tiyatro oyununda oyunculukla tanışıyor. İlgisi de var tabii, “Dur ya şurada bir gezineyim!” demedi yani. O sıralar hokeye de merak salmış. Hani hepimizin gençliğinde vardır böyle: şu mu olsam bu mu olsam, o anlam karmaşası. Tabii adam İsviçre çakısı gibi nereye girse, nereye elini atsa güzel sonuçlar çıkarıyor. Hokeye başlayınca da maalesef bir sakatlık geçiriyor; ve hokey hayatı orada noktalanmış oluyor.

Hayatını düzene her soktuğunda bir musibet bulmuş bizim Keanu abimizi. Tam oyunculuğa adımlar atıyor, yeni yeni yükselecek; HOP, yıl 1988! Motosiklet kazası yapıyor. Kaza sonucu asfaltın üzerinde yarı baygın şekilde tam yarım saat yatıyor Keanu abi. Yoldan geçenler öldüğünü düşünüyorlar hâliyle; kendisi de “O an herhalde buraya kadarmış dedim,” diyor. Bunu da bir şekilde atlatıp hayata devam ediyor Keanu abimiz.

Yıl geldi 1990’a. “I Love You to Death” filmi vizyona giriyor. O yıllar bayağı da ilgi görüyor. Sektör, Keanu abimizi yavaş yavaş tanımaya başlıyor.

“I Love You to Death” film setinde de River Phoenix ile tanışıyorlar. Bilmeyenler için, kendisi yeni Joker abimizin yani Joaquin Phoenix’in abisi oluyor. Keanu ve River abilerimiz kısa sürede bayağı samimi oluyorlar. İkilinin arasından su sızmıyor resmen; hatta Keanu abimiz, River abiyi o kadar çok seviyor ki 1991 yılında “My Own Private Idaho” filminden bizim Keanu abiye teklif geliyor. Keanu abi, senaryoya bir bakıyor; ulan diyor, bunu bayağı benim rol arkadaşım River oynamalı diyor. Şaka bir yana elbette bu şekilde demiyor; ama rolün kendi yakın arkadaşına çok uyduğunu düşünerek River’ı arıyor. River abi; kendisine teklif gelmedi, senin filmin bu diyerek Keanu abimizin teklifini geri çevirse de Keanu abi pes etmeyip atlıyor motora, tam 1600 KM yol yaparak River abinin yanına gidiyor; ve ikna ediyor onu. Dost bulmak zordur, bunu hepimiz biliyoruz. Bunların kıymetini iyi biliriz. İşte River abi de Keanu abi için bunu ifade ediyor.

Yıl 1993. Keanu abi 29 yaşında. River Phoenix ile katıldığı bir partide yüksek dozda uyuşturucu nedeniyle River abiyi kaybediyor. Üstüne aynı sene kız kardeşi de lösemi hastası oluyor mu Keanu abinin! Kendi hayatına adapte olmakta zorlanmaya başlıyor.

Filmseverler bilir, o yıllarda yani 1994 yılında Speed filmi vizyona girmiş. O filmle de dünya genelinde bir patlama yaşıyor Keanu abi. Peşine The Devil’s Advocate(Şeytanın Avukatı) derken Keanu abi, zirveye doğru yol alıyor; ama o süreç içerisinde geçirdiği psikolojik durumla baş etmekte bir hayli zorlanıyor tabii. Speed filmi ile The Devil’s Advocate filmi arasındaki yıllarda bir sürü saçma sapan filmde oynuyor. Tüm bunlardan sonra onun kariyerini aslında Taylor Hackford kurtarıyor. Kim diye soracak olursanız da kendisi The Devil’s Advocate filminin yönetmeni elbette.

Tabii hayat devam ediyor, Keanu abimiz yavaş yavaş toparlanıyor. Güzel ün yapmış, iyi de para kazanıyor. 1998 yılında, Matrix’in çekimlerinin başladığı yılda, Jennifer Syme ile tanışıyor. Bildiğin yıldırım aşkı yaşıyorlar. Daha ilişkileri 1 yılı doldurmadan Jennifer’ın hamile olduğunu öğreniyorlar; fakat bebeğin doğumuna 2 ay kala Jennifer düşük yapıyor, bebek ölü doğuyor. Haliyle bu durum ilişkilerine zarar veriyor. Jennifer’ın annesi yaptığı bir konuşmada şu sözleri sarf ediyor: “Aşkları, bebeklerinin kaybının açtığı yaraları kapatacak kadar güçlü değildi.” Keanu abi ve Jennifer abla ayrılma kararı alıyorlar; ama arkadaş kalıyorlar; çünkü ortak bir acıları var; ve bu çok büyük bir acı.

1999 yılında Keanu abimiz ve Jennifer ablamız buluşup birlikte kahvaltı yapıyorlar. Kahvaltıdan sonra da Keanu abi Matrix 2’nin çekimleri için San Francisco’ya gidecek. Matrix 1 çıkmış, bizim Keanu abi bir dünya yıldızı oldu artık. Kahvaltı yaptıkları gece bizim Jennifer abla Marilyn Manson’ın evinde düzenlenen partiye gidiyor. Parti çıkışı aracın kontrolünü kaybediyor; ve defalarca takla attıktan sonra maalesef hayatını kaybediyor.

Düşünebiliyor musunuz ölüm peşinizi hayatınız boyunca bırakmıyor, kafayı yersiniz! Önce en yakın arkadaşınız, sonra kız kardeşiniz kan kanseri hastalığına yakalanıyor; daha sonra çocuğunuz, üstüne deli gibi sevdiğiniz kadın… Bütün bunların ardından yıllar sonra Keanu abi bir röportajında şunları söylüyor: “İnsanlar, acıyla başa çıkabileceğimiz inancına sahip. “İşte bitti, daha iyiyim,” diyorlar; ancak yanılıyorlar. Sevdiğiniz insanlar öldüğünde yalnızsınızdır. Acı; şekil
değiştirir, asla bitmez.”

Keanu abi sevdiklerini kaybettikten sonra bağlanmaktan ve ciddi ilişkilerden hep uzak durdu. Kendini sadece işine verdi. Tabii bize göre, yaşadığı onca acıya rağmen neşeli yapısından ve naif karakterinden hiçbir şey kaybetmedi. Zorlu hayatının potansiyelinin önüne geçmesine hiç izin vermedi; ve harika işlere imza attı. Dolayısıyla bir işe kalkışırken zorluklarınız sizi yıldırıyorsa bu yalnız adamı aklınıza getirin. O bir efsane: Keanu Reeves.

(Okuduğunuz yazı, Filmler ve Filimler isimli YouTube kanalının yayınladığı bu güzel videonun metne dökülmüş halidir. Yazının asıl sahibi ve fikir babası sevgili Taha Ulukaya‘dır. Kendisine bu güzel düşünceleri ve emeği için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum; ve elbette bu yazıyı okumuş olduğunuz için sizlere de teşekkür ederim. Şen ve esen kalın efendim.)

DAHA FAZLA İÇERİK

“O Bir Efsane, O Bir Neo, O Bir Wick! O: Keanu Reeves” tarzında

Daha fazla “BİYOGRAFİ” içeriğine bu bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsin!

GETURGEN Dünyasını YouTube’da keşfetmek ister misin? O halde bu bağlantıya tıkla!


Metin Editörü: Hatice KIRAÇ

İlhan Hakan EROĞLU

Müzik, film, dizi ve oyun dünyasına olan ilgimi insanlarla paylaşıyorum.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu