Kitap

Taş Kentlere Taş Çıkartanların Öyküsü

Selam! Umarım iyisindir. Bu hafta Marlo Morgan’ın Bir Çift Yürek eserini okudum ve bu yazımda senin için duygularımı paylaştım. Amerikalı bir kadının Avustralya çöllerindeki üç dolunaylık serüvenini kaçırmak istemeyebilirsin.

Hayatımın koşarak yetişmek zorunda kaldığım nadide durumlarından birini
yaşıyordum yine. Beni sabahın köründe uyanmaya ikna eden “Kültürel Antropoloji” dersime
dakikası dakikasına yetişmenin zafer coşkusunu taşıyordum içimde. Uykusuzluktan kısılan
gözlerimi kırpıştırdığımda gözlüklerimi takmayı unuttuğumu fark ettim. Astigmat olduğumu
hatırlamak o an için olası bir durumdu. İçimdeki heyecan yerini karmaşık bir sinir bozukluğuna
bırakmışken sonunda okudum: “BİR ÇİFT YÜREK” Bunu hızlı bir şekilde notlarımın arasına
aldım ve hocamın kesinlikle okumamız gereken bir eser olduğu tavsiyesini kulaklarımdan alıp
hafızamdaki hatırlamam gerekenler bölümüne aktardım.

Öyle görünüyordu ki bu kitaptan etkilenenler Hürrem hoca ile sınırlı değildi. Bir
hafta sonra katıldığım “Eğitime Giriş” dersinde hocamız okumamız gereken kitaplardan
bahsediyordu. Bir sayfa boyunca sıralanan kitap isimlerinden biri, onu diğerlerinden daha önce
fark etmem gerektiğini bağırıyordu bana. Öyle de oldu. Geçen hafta karşılaştığım manzaranın
bir benzeriyle daha karşı karşıyaydım. Tam o anda kendimi bir kez daha bu kitabı kesinlikle
okumam gerektiğine ikna ettim ve kitabın bana ulaşacağı günü sabırsızlıkla beklemeye
başladım.

Büyük bir heyecanla her tarafını koparmaya çalıştığım kargo paketini açmayı
başardığımda kitabın uyumlu renkleriyle göz göze geldim. Etkileyiciydi. Hemen her kitabı
incelemeye koyulduğumdaki refleksimi uygulayarak kitabın arkasındaki yorumları okumaya
başladım. Uzun yıllardır futbol yorumlarını hayranlıkla takip ettiğim, Hürriyet Gazetesi’ndeki
köşesinde bağdaş kurduğum Hıncal Uluç’un yorumu gözlerimin büyümesine sebep olmuştu.
Yorumunda Marlo Morgan’ın bu kitabının önerdiği nadir eserler arasına girdiğinden
bahsediyordu. Duayen gazetecinin futbolla yakından uzaktan ilgisi olmayan bu kitabı önermesi
beni hayrete düşürmüştü. Neyse ki şaşkınlığımı zihnimin bir kenarına bırakıp diğer görüşleri
okudum ve bir an önce kitabı okumaya başlama kararı aldım.

Eserin sahibi Morgan asıl hayatında yazar değildi. Kendisi bir sağlık uzmanıydı ve ben
tam bunu öğrendiğimde yine şaşıracakken üstlendiği bir proje sonucunda kitabın hikayesinin
ortaya çıktığını gördüm ve bundan vazgeçtim. Böyle hikayeleri severdim. Sayfaları çevirmeye
başladığımda yazar zaten bu durumdan bahsediyordu. Kitabın devamında bahsedilenlerin
gerçek olduğunu öğrenmek heyecan vericiydi.

Taş Kentlere Taş Çıkartanların Öyküsü

Hikayenin başlangıcında Morgan, Amerika’dan Avustralya çöllerine getirdiği lüks
yaşamını geride bırakmakta güçlük çekiyordu. Akıllı telefonu, makyaj malzemeleri, özenle
giyindiği kıyafetleri elinden alınmıştı ve bu onun kendisini çıplak hissetmesine sebep oluyordu.
Her günü başka bir macerayla geçecek üç dolunaylık bir yürüyüşe çıktığından habersizdi. Onun
bu halini okurlarına tüm samimiyetiyle aktarması benim çok hoşuma gitmişti. Hikaye sevimli
bir hal almıştı.

Morgan’ın hikayesinin başkahramanı olan Aborjinler adeta bir sır gibiydi. Bu sırrın
inceliklerine zamanla ulaşan yazar, okurlarına da aynı titizlikle bunu aktarıyordu. Okuduğum
bölümler birbirini kovalarken olaylar da giderek heyecan verici bir hal alıyordu. Her günü başka
bir serüvene gebe olan bu yolculuk beni derinden etkilemeye başlamıştı. Aborjinlerin olaylara
bakış açısı, hayata açılan penceremi sorgulamama sebep oluyordu. Başka bir dünyanın izlerini
taşıyan bir misafire yaklaşımları ve birbirlerine olan davranışları insanlık dersi veren cinstendi.
İyi bir birey olabilmenin metotlarını bu kitaptan öğrenebilirdim. Elimden geldiğince bu
okuduklarımdan kendime öğütler de çıkardım zaten. Bu özel insanların Morgan’a gösterdikleri,
okurlarına da yol gösterici oluyordu. Adeta tek başına mutlu olma sebebiydi. Bu mutluluğun
tek bedeliyse bir solukta bitirilebilecek bu kitabı okumaktı. Gerçekten buna değerdi.

Morgan, olayları anlatırken Aborjinleri bizimle kıyaslamadan edemiyordu. Bu
karşılaştırmayı yaparken bizden “mutantlar” olarak bahsediyordu. Aborjinleri nitelediği
ifadeyse çok netti: “Gerçek İnsanlar” Dışarıdan bakarken bu ifade şekilleri belki havada
kalabiliyor ama kitabı okuduğunuzda her şey yerli yerine oturuyor. Şahsen ben mutant
olduğuma ikna oldum. Çünkü Avustralya çöllerinin çorak her toprağını iyilikle sulayan bu
insanlar karşısında hayranlığımı gizleyemiyordum. İyi niyetleri, doğayı sevmeleri ve daha nice
davranışlarıyla örnek alınacak bir topluluktu onlar. Dışarıdan gelecek hiçbir kötü duyguyu
benimsemeden icra ettikleri bu yaşam sadece bu kitaba konu olmamalıydı. Daha fazlasını hak
ettiğini en az adım kadar iyi biliyordum.

Kitapta bahsedilen olaylar kimi zaman akıl almaz bir hal alabiliyordu. Kafamda
oturtmakta çok güçlük çektiğim zamanlarım oldu okurken. Hatta bazı kısımları tekrar tekrar
okumadan edemedim. Anlatılanların gerçekliğini kabullenip kabullenmeme konusunda ciddi
bir kararsızlığın içine girmişken zihnimde bir ampul parladı. Yazarın yaşadıklarının hayal
ürünü olmadığı aşikardı. Ama bunları abartıyla veya da iyi bir kurguyla anlatmadığını
bilemezdim. Ben bunu sorgulamak yerine Aborjinlerin söyledikleriyle ufkumu açmaya devam
ettim. Gerçek ile hayal arasında bir tattı bu. Bana göre kitabın lezzeti de ancak böyle alınabilirdi.

Morgan’ın giderek Aborjinlerin yaşamına alışması ve onlar gibi hareket edebilmesi ise
beklediğim bir durumdu. Lakin bu gerçek insanların onlara alışan bir mutanta bütün sırlarını
vermesi beklentilerim arasında değildi. Ona her şeylerini sonuna kadar açmış ve bunun bizim
dünyamızdaki sözcüsü olmasını istemişlerdi. Bu sadece ilkel sandığımız gerçek insanlardan
duyabileceğimiz zariflikte bir istekti. Bana göre asıl ilkel olan onlar değil, bizim
düşüncelerimizin ta kendisiydi.

Kitabın isminin hikayesiyse okumaya başladığımdan beri merak ettiğim konulardandı.
Genelde yazarların eserlerine verdikleri isimle anlattıklarının nasıl bağdaştığını inceleyen biri
olmuşumdur. Aborjinler, Morgan’ın kendi yaşamlarına ayak uydurduğunu ve dış dünyadan
birinin kendilerini anladığını gördüğünde çok mutlu olmuştu. Bu durumu da Morgan’ın hem
dış dünya hem de Aborjinlerin dünyası için çarpan iki yüreği olduğunu söyleyerek
açıklıyorlardı. O’na bir çift yürek diye hitap etmişlerdi ve öykünün ismi de bu olmuştu. Bunu
öğrendiğimde hikayenin anlamı benim için daha da büyümüştü.

Morgan, bu güzel yolculuğu onca macerayı atlatarak bitiriyordu. Aborjinlerle vedası
tüyleri diken diken eden türdendi. Geldiği taş kentlere geri dönmüştü. Mutantlara
yaşadıklarından bahsetmeye başladığında beklediği tepkileri de almaya başlamıştı. Kimi
inanmıyor, kimi karşı çıkıyor, kimisi de kınıyordu bu duyduklarını. Bütün bu maceranın
insanoğluna çıkarttıracağı dersi çoğu kişi almak istemiyordu. Hatta başkasının almaması için de
çaba gösteriyordu. Bütün bu engellerin içinde Morgan, kendine inanan birileriyle de elbet
karşılaşmıştı. Ona inanmak isteyenlerin sayısı zamanla çoğalıyor ve o da bu hikayeyi
taçlandırmak istiyordu. Böylelikle bu nadide eser kaleme alınmış ve elden ele de dolaşmıştı.
İnsanlar artık birbirine bu hikayenin varlığından bahsediyordu. Bir Çift Yürek böylece
bestseller olmuş ve en çok okunanlar rafında yerini almıştı. Fazlasını hak ediyordu.

Kütüphanemde özenerek sakladığım eserler arasında da yerini aldı Morgan’ın öyküsü.
Her zaman ısrarla tavsiye edeceğim bir kitap olarak kalacak bende. Bir solukta okuyup
bitirdiğim bu hikayenin bana kattıkları çok büyük oldu. Sadece bir okur olarak girdiğim bu
yolculuktan bambaşka biri olarak çıktım. Bir kitabın insana katacağı çok şey olduğuna bir kez
daha şahit oldum. Bize kattıkları için Marlo Morgan’a minnettar kalmamak mümkün değil.
Okumama vesile olan değerli hocalarım Fatma Hürrem Sünney ve Rahman Çakır’a da sonsuz
teşekkürlerimi sunmadan geçemeyeceğim. Avustralya çöllerini aydınlatan Aborjinlerinse hala
bir yerlerde etrafına mutluluk saçtığına inanıyorum. Satırlarımı onlar için evrene bıraktığım
mesajımla bitireceğim:

İyi ki varsınız.

DAHA FAZLA İÇERİK

“Taş Kentlere Taş Çıkartanların Öyküsü” tarzında

Daha fazla “KİTAP” içeriğine bu bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsin!

GETURGEN Dünyasını YouTube’da keşfetmek ister misin? O halde bu bağlantıya tıkla!


Metin Editörü: Hatice KIRAÇ

Muhammet ŞİMŞEKOĞLU

Kitapların izcisi, hancısı ve yolcusu. Giresun'da yüksekçe bir yerde psikolojik danışmanlık öğrencisi.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. “Taş Kentlere Taş Çıkaranların Hikayesi” başlığından itibaren okuru kendine çekiyor. “Bir Çift Yürek” uzun zamandır ismine aşina olduğum ve bir türlü okumaya fırsat bulamadığım kitaplardan biriydi. Bu inceleme sayesinde kitabı bir çırpıda alıp okuma isteği belirdi içimde ve hemen gidip kitabı almakla işe koyuldum. İncelemenin kendisini bile kitaptan bir kesitmişçesine heyecanla okudum. Herkese tavsiye ederim :)))

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu