Kitap

Piyon: Keşfedilmemişin de Ötesinde

Selam, kıymetli vaktini satırlarımla taçlandıran her okuruma sevgilerle. Bu haftanın konuğu “Piyon” ise alışılmışın anormal derecede dışında ve tam söylediğim gibi: Keşfedilmemişin de ötesinde.

Günlerden salı ve ona eşlik eden sıcak bir Karadeniz havası; üzeri nemlenmiş klavye tuşlarım ve içimde uçuşan kelebekler… Yaz aylarının bitmek bilmeyen tüm koşuşturmacalarının arasında kendime çok büyük bir iyilik yaptım; ve daha büyük bir iyiliği bunu sizinle paylaşarak yapmak istiyorum. Sabırsızlığımı ve heyecanımı bir kenara bırakıp sizi Aimée Carter’ın “Piyon” adlı eseriyle tanıştırayım. Kendisine New York Times Bestseller da diyorlar.

Piyon, yazarın distopik üçlemesinin ilk eseri. Tam da arama motorlarına: “Distopik nedir?” yazmayı planlayanlarınız için hemen bahsetmek istiyorum. Literatürde distopik bir topluluk çoğunlukla otoriter-totaliter bir devlet yönetim anlayışı ya da benzer bir başka baskıcı sistem ile ilişkilendiriliyor. Tüm bu kavram karmaşalarıyla daha fazla yorulmak yerine kitabı okuyup bu olayı daha ilgi çekici ve sürükleyici bir hâle getirmek ise daha isabetli bir tercih olabiliyor.

Piyon, biricik ablamın bana kitabı hediye alırken de düşündüğü gibi satrançseverlere tam olarak hitap eden bir eser değil. Satranç burada daha metaforik olarak işleniyor. Kitaba iliştirilmiş bir text, durumu çok iyi özetliyor ve kurgunun nasıl ilerleyeceği konusunda da okurlara üstü kapalı spoiler veriyor:

“Güçlü taşlar arkada tek sıra hâlinde dururken zayıf taşlar yani piyonlar da saldırının şiddetini üstlenmek üzere öne sıralanır. Hareketlerinin kısıtlılığından ve savunmasız olmalarından dolayı çoğu insan onları küçümser ve yalnızca güçlü taşları korumak için kullanır. Fakat piyonlar oyun başladığında zayıf olabilirler ama potansiyelleri dikkate değerdir. Çoğunlukla karşıdaki oyuncu tarafından ele geçirilir ve oyun bitene kadar tutsak olurlar. Fakat eğer dikkatli biriysen gözlerini dört açar ve karşıdaki oyuncunun hareketlerini yakından takip eder ve bir de piyonlarını korursan oyun tahtasının diğer ucuna ulaştıklarında piyonun vezir olur. İlerlemeye devam ettikleri ve tuhaf imkânsızlıkların üstesinden geldikleri için oyundaki en güçlü taş olurlar.”

piyon

Carter’ın kaleminden çıkan bu eşsiz kurgunun en dikkat çeken yanı, bireylerin 18. yaş gününde girdiği “SBS”. Böyle diyorum; çünkü bu gerçekten bir seviye belirleme sınavı. İnsanlar, aldıkları nota göre romen rakamlarıyla damgalanıp hayatlarının geri kalanını buna göre sürdürüyor. Kapitalist anlayışın toplumlara verdiği zararı anlatmanın en benzersiz yollarından birini seçen Carter, bunu o kadar ustalıkla yapıyor ki ruhunuzun en duyarlı yanını bu satırları okurken saklayamıyorsunuz. Kendinizi bir III’e üzülürken bulduğunuzda şaşırmamanız gerektiğini şimdiden tavsiye ediyorum. Sanırım “keşfedilmemişin de ötesinde” yakıştırmamın ne kadar yerinde olduğu da bu şekilde anlam bulmuş oluyor.

Ephesus Yayınları’nın beni şaşırtmayan kalitesi, Carter ile bir kez daha vücut buluyor. Okuduğum kusursuz kurgu, zihnimi âdeta rehin almış durumda. Detayların bu kadar ustalıkla buluştuğu satırlarla karşılaşmak, insanı büyüleyen cinsten. Bu yazıyı yazarken dahi serinin ikinci kitabını bir an evvel okuma hayali kurmak, abartılı bir durum olmaktan çıkıyor. Bölümlerin numaralanarak değil de bölümü niteleyen anahtar kelimeyle adlandırılmasıysa bu kusursuzluğun cabası oluyor. Tüm bunların sonunda, Carter’ın 11 yaşında yazmaya başladığını öğrenmek ise bütün şaşkınlıkların üzerini örtüyor.

Hikâyenin ana kahramanının okuma ve yazma konusunda çektiği güçlük ise dikkat çeken bir detay olarak karşımıza çıkıyor. Akademik alanımın eğitim ve psikoloji olmasıysa beni bu konuda daha da duyarlı olmaya itiyor ve çiçeği burnunda bir psikolojik danışman olarak kahramanımıza disleksi (öğrenme güçlüğü) teşhisi koyuyorum. Carter’ın efsanevi kurgusuyla geliştirip işlediği bu durum, okurlara ders niteliğinde bir örnek olabiliyor.

Merak edenler için kitabın ele gelen yanlarından bahsetmek de es geçilmemesi gereken bir nokta. Ciltli kitaplara olan hayranlığım bir kenara dursun, Piyon gerçekten de ciltli almanız gereken bir kitap. Etkileyici kapağı, kabartmalı cildi ve piyon şeklindeki ayracıyla başlı başına bir mutluluk sebebi âdeta. Üçlemenin geriye kalan iki kitabı ve kutusunun güzelliğinden bahsetmiyorum bile.

Tüm güzellikleriyle birlikte övmelere doyamadığım bu şaheserin en şiddetli önerilerim arasına girdiği, artık saklayamayacağım bir durum. Piyon, bu satırları sizlerin kütüphanesinde de yer alabildiği zaman aydınlatacak. Oyun tahtasının diğer ucuna ulaştığında ise sizleri “Vezir” incelememle karşılayacağım.

DAHA FAZLA İÇERİK

“Piyon: Keşfedilmemişin de Ötesinde” tarzında

Daha fazla “KİTAP” içeriğine bu bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsin!

GETURGEN Dünyasını YouTube’da keşfetmek ister misin? O hâlde bu bağlantıya tıkla!


Metin Editörü: Hatice KIRAÇ

Daha Fazla Göster

Muhammet ŞİMŞEKOĞLU

Kitapların izcisi, hancısı ve yolcusu. Giresun'da yüksekçe bir yerde psikolojik danışmanlık öğrencisi.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu