Kitap

Evren Avucunda

Evren Avucunda

evren avucunda

Evren Avucunda kitabında evreni anlamak için binlerce formül, karışık işlemler, sayılar bilmenize gerek yok. Kitabın sonuna kadar sadece bir tane denklem göreceksiniz; o da:  “E = mc²”.

Merak eden herkesin anlayabileceği şekilde yazılan bu kitapta evrenin oluşumundan başlayıp gezegenlere, galaksilere, kütle çekimine hatta kuantuma kadar uzanan bu yelpazede âdeta bir uzay yolculuğuna çıkıyoruz. Betimleme tekniği bolca kullanıldığı için sadece hayal ederek bile kendimizi uzayın derinliklerinde hissediyoruz. Bazen kendimizi minik boyutlarda hayal edip kuantum fiziğine dalarken bazen de kocaman gezegenlerin yanında yürüyoruz.

Bize eğlenceli bir üslup ile bunları anlatırken aynı zamanda sayfaların alt bilgi kısmında kaynakları hakkında bilgi verip bilgiler öğrenmemizi ya da kitapta geçen bilgilerin desteklenmesini sağlıyor.

Yolculuğumuza ılık, bulutsuz bir yaz gecesinde tropik bir adada güneşlenirken başlıyoruz. Kumsalda uzanırken Güneş vücudumuzu kavuruyor. Orada öylece uzanıp yıldızları düşünürken bir anda beklenmedik bir şey oluyor:

Kendinizi 5 milyar yıl sonrasında kumsalda değil de uzayın boşluğunda süzülürken buluyorsunuz. Sanki bir cisim hâlinde değilmişsiniz gibi orada öylece durup her şeyi görüyor, duyuyor ve hissediyorsunuz; çünkü sadece zihniniz orada.

Karşınızdaki eriyik kayalarla kaplı gördüğünüz şeyin bir gezegen olduğunu fark ediyorsunuz. Nasıl bir kuvvetin buna sebep olduğunu merak edip hayretler içinde kalıyorsunuz. Ardından sağ tarafınızda muazzam bir yıldız beliriyor. Bu yıldızın boyutunun gezegen ile kıyaslanamayacak kadar büyük olduğunu görüyorsunuz. Üstelik devasa boyutlarda olan bu yıldız gitgide büyümeye devam ediyor. Olanları sadece şaşkınlıkla izliyorsunuz. Neredeyse 2 katına çıkan yıldız, kızıl bir tonda ve etrafına sıcak plazma sarmalları püskürtüyor. Daha fazla ne kadar büyüyeceğini kestiremiyorsunuz fakat yıldız büyümeye devam ediyor. Dayanamayacağı bir enerjiye maruz kalan minik gezegen patlayarak yok oluyor. Bu sırada devasa yıldız bunu fark etmiyor bile ve başlangıçtaki boyutunun neredeyse 100 katına ulaşıyor. Daha sonra beklenen son oluyor ve yıldız patlıyor, içindeki maddenin tamamı uzaya saçılıyor.

Olanların etkisinde şoke olduğunuz sırada mümkün olabilirmiş gibi bu şokenizi bastırarak sizi daha çok şaşırtan bir gerçek ile yüzleşiyorsunuz. Az önce parçaları uzaya saçılan yıldızın herhangi bir yıldız olmadığını, onun Güneş olduğunu anlıyorsunuz. Dolayısıyla patlayan o minik gezegenin de Dünya olduğunu fark edip içinizde bir ürperti hissediyorsunuz.

Kumsala geri döndüğünüzde şoke dalgası hâlâ az önce tanık olduğunuz olaylar yüzünden vücudunuzda geziniyor. Az önce Dünya’nın sonunu, 5 milyar yıl sonrasını gördüğünüzün farkındasınız. Bir rüyadan uyanmış gibi etrafınıza bakarken şimdiki zamana hemen uyum sağlayamıyorsunuz. Aklınızda binlerce soru var. Zihniniz tekrardan kumsala dönmüş olsa bile sahiden de zamanın çok ötesinde aslında geleceği gördüğünüzün farkındasınız. Varlığından haberdar olmadığımız bu evreni merak ediyor, yeniden yıldızların arasında olma hayali kuruyorsunuz.

İşte her şey gelecekten bir senaryo ile başlıyor ve olağanüstü bir yolculuğa çıkıyoruz. Kumsalda uzanmaya devam edip görebildiklerinize odaklanıyorsunuz. Karanlık gökyüzünde yıldızlar var. Daha dikkatli bakınca görebildiğiniz her şeyi düşünüyorsunuz. Güneş ve Ay’n dışında; Venüs, Mars, Jüpiter gibi bazı gezegenler ve bir sürü de yıldız… Fakat bunların her şeye karşılık gelmediğini biliyorsunuz.

Bütün gizemleri ortaya çıkarmak için gökyüzüne yükseliyorsunuz. Dünya’nın yakın çevresinden başlamaya karar verip gözünüze Ay’ı kestiriyorsunuz. Uzaydan bakıldığında Ay, Güneş kadar beyaz görünüyor. Daha sonra Güneş’e bakıyorsunuz. Ona yaklaşırken sonunun yaklaştığını, 5 milyar yıl sonrasında gördüğünüz o sonu hatırlıyorsunuz.

Güneş’in derinliklerine daldıkça sıcaklık gittikçe artıyor. Çekirdeğe vardığınızda ise 16 milyon santigrat gibi bir dereceye ulaşıyor. Yıldızımızın merkezinde kalan hidrojenin miktarını tahmin ederek bu patlamanın ne zaman gerçekleşeceğini öngören bilim insanlarını düşünüyorsunuz. Gelecekte gördüğünüz bu ölümün 5 milyar yıl sonra, üç günlük yanılma payıyla, bir perşembe günü gerçekleşeceğini biliyorsunuz.

Güneş’ten sonra artık kozmik ailemizi incelemeye başlıyorsunuz. Güneş’e en yakın 4 küçük kayalık gezegen; Merkür, Venüs, Dünya ve Mars ardınızda kaldı bile. Sonrasında teker teker gaz devi olan; Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’ün yanından geçiyorsunuz. Güneş’e en uzak gezegen olan Neptün’ün ötesini merak ediyorsunuz. Oradaki farklı tür ve büyüklükte kirli toplardan oluşan başka bir kuşak var. Bunların Güneş sistemimizin doğumunun yan ürünleri olup olmadığını merak ediyorsunuz. “Kuiper kuşağı” adı verilen bu kuşakta daha önce patlamış yıldızların tozlarının kümelenmesi ile ortaya çıkmış parçalar olduğunu biliyorsunuz.

Tüm bu gördüklerinizin; cüce gezegenler, asteroit ve kuyruklu yıldızların Güneş sistemimize ait olduğunu görüyorsunuz. Şimdi ise sizi heyecanlandıran şey, bu sistemin ötesi.

İlk gördüğünüz yıldız: “Proxima Centauri”. Bu yıldız, Kırmızı Cüceler denen yıldız ailesindendir ve Güneş’ten çok daha küçüktür. Yolculuğunuza devam ettiğiniz sırada tropik adadaki kumsaldan gördüğünüz Samanyolu’nun şimdi düz, kalın bir çizgi değil de eğik olan bir halkaya benzediğini anlıyorsunuz. Bu kırmızı yıldızın ardından etrafta farklı bir gezegen göremeyince Samanyolu’nun en parlak kısmına gidiyorsunuz. Burası tam olarak 300 milyar yıldızlı, Gökada(galaksi)’dan başka bir yer değil.   

Newton’ın zamanında yaptığı çalışmalar ve geliştirdiği formülün Dünya üstünde hatalı olduğunu anlayabileceğimiz bir deney yoktu. Dünya’nın ötesine biraz göz gezdirdiğimizde tur attığımız yerlerden biri olan Güneş’e odaklanıyoruz.

Yıldızımızın kütle çekimi, gezegenimizden çok daha büyüktü fakat en güçlü cisim Güneş değildi. Örneğin, kara delikler çok daha güçlüydü. Peki, Newton’ın formülü her yerde işe yarayabilir mi ?

Uzay gezintimizde gördüğünüz şeyleri hatırlıyorsunuz. Güneş sistemindeki 8 gezegenin yanından geçtiğinizi düşünüyorsunuz. Bu gezegenlerin uzaydaki hareketlerine yakından bakıp Güneş’in onları Newton yasasına uygun olarak kendine çekip çekmediğini kontrol edebiliyorsunuz. Formül gerçekten de evrensel! Fakat bir şeyler eksik geliyor. O an da Merkür’e odaklanıyorsunuz. Güneş’e en yakın olan bu gezegende sanırım küçük bir uyuşmazlık var.

İşte bu uyuşmazlığın derinlerine doğru gittiğimizde insanlığın uzay ve zaman hakkında bildiği her şey değişiyor.

Newton’ın göremediği bu şey, kütle çekim evrenin dokusunun içinde barındırdığı cisimler yüzünden bükülmesiydi. O ana kadar kimsenin göremediğini gören bu adamın adı: “Albert Einstein”. Bahsedilen teori ise: “Genel Görelilik Teorisi”.

Yolculuğunuzun en başında kumsaldayken gökte çıplak gözle gördüklerinizin evrenin tamamı olup olmadığını merak etmiştiniz. Artık olmadığını biliyorsunuz. Gözlerimiz sadece Gökadamız Samanyolu’na ait birkaç yüz yıldızı ve belki birkaç yakın gökadanın sönük izlerini görebilir.

Biz Evren Avucunda kitabında, gözlerimizin göremediği bir evrene de ışık tutacağız. Bu evrenin adı: “Kuantum Evreni”. Çok küçüklerin dünyası olan bu dünyada elektronlar, onlara baktığınız anda okyanustan alınan damlacıklar gibi belli özelliklere sahip parçacıklara dönüşürler. Beklendiği gibi davranmazlar, gündelik yaşam deneyimlerinizden çok farklı olan sihirli bir dünyadır.

Son derece gizemli olan ve tropik bir adada başladığımız bu macerada öğreneceğimiz yüzlerce bilgi var. Maceralarımız 7 kısımdan oluşmaktadır. Bunlar: Kozmos, Uzayı Anlamlandırmak, Hızlı, Kuantum Dünyasına Şöyle Bir Dalış, Uzay ve Zamanın Başlangıcına Doğru, Beklenmedik Sırlar, Bilinenin Bir Adım Ötesine olmak üzere ayrılmıştır.

Evren Avucunda; gördüklerimizi anlamak isteyen, görmediklerimizi keşfetmeyi isteyen herkes için yazılmıştır.

Christophe Galfard, evreni avucumuza bırakıyor…

Kaynakça

GALFARD, C. (2017) , Evren Avucunda, İstanbul, Domingo Yayıncılık.

DAHA FAZLA İÇERİK

“Evren Avucunda” tarzında

Daha fazla “KİTAP” içeriğine bu bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsin!

GETURGEN Dünyasını YouTube’da keşfetmek ister misin? O hâlde bu bağlantıya tıkla!


Metin Editörü: Hatice KIRAÇ

Daha Fazla Göster

Şeniz Nisa UÇAR

Hacettepe Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümü mezunuyum. Mesleki anlamda kendimi daha fazla geliştirmek ve yapabileceklerimi görmek istiyorum. Eğitim hayatım boyunca geleneksel öğretim modelleri dışında yaşayarak ve sorgulayarak öğrenme temelli bazı araştırmalar yapıp çalışmalarımı uyguladım. Bu süreçte edindiğim alan bilgilerimi ve hobi alanlarımı bu sitede yazıp göstermek istiyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu