Kitap

Beni Kör Kuyularda

Beni Kör Kuyularda

Pandemi döneminde bir hocamızın paylaşımı ile kitapla tanışmıştım: “İnsan iyidir. İnsanlar kötü,” diye. Çok zaman kaybetmeden alıp okudum kitabı; ama kitap, okumanız bittiğinde başlıyor.

Kitaptan Alıntılar

“… Biliyorsun, insanların gözleri önünde her Allah’ın günü kadınlar öldürülüyor. Bu yüzden diyorum dikkatli ol.”

“İşte tüm bunlar, lüzumundan fazla televizyon seyretmenin neticesi! Tabii, iş yok güç yok, yayılıyorsunuz ekranın karşısına, sabahtan akşama kadar o abuk sabuk programları seyrediyorsunuz. Seyrettikçe de beyniniz uyuşuyor sizin, Allahım’a, keçe gibi oluyor.”

“Diyeceğim o ki,
Bu çarkın gerisi karanlık.
Hem de az buz değil, zifiri karanlık..”

“Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam diyorum. Hepsi bu kadar, başka bir şey dediğim yok. Sizin mideniz kaldırıyorsa, kötülük edene de kötülüğe maruz kalana da aynı şekilde gülümsemeye devam edebilirsiniz, işin o yanı beni ilgilendirmiyor.”

Beni Kör Kuyularda

Kitabın Konusu

Beni Kör Kuyularda’nın çok sıradanmış gibi başlayan bir hikâyesi vardı en başta, kızın gözlerinden yaş yerine taş gelinceye kadar. Evet, kızın gözlerinden yaş yerine taşlar geliyordu. Annesinin bir yere gönderdiği ve gönderirken “Dikkatli ol! Her Allah’ın günü kadınlar ölüyor,” dediği yerden gelince susup sadece ağlamaya başlıyordu Güldiyar. Bir daha da hiç konuşmadı. Tüm ihtiyaçlarını annesi karşılamaya başladı. Daha sonra annesi de bu acıya dayanamayıp vefat etti.

Artık baba-kız yaşamak zorundaydılar. Tabii bu sırada bu olay, diğer insanların kulaklarına gidiyor; ve insanlar hayret ve de büyük bir merakla Güldiyar’ı izlemeye geliyorlardı. Güldiyar, sürekli ağlıyor ve her seferinde gözlerinden taşlar geliyordu. Daha fazla insan duyup daha fazla kalabalıklaşıyordu evlerinin avluları.

Babasının tek başına yetişemediğini gören küs komşuları Dursun ona yardıma geliyor ve insanları düzene koyuyordu. Kalabalıkla ilgileniyor ama o da yetişemiyordu. Dursun da yeğenini çağırdı; ve o da bir arkadaşını alıp geldi. Dursun, yeğeni ve yeğeninin getirdiği arkadaşı ertesi gün gelmemişti. Onun yerine siyah takım elbiseli daha sistemli çalışan adamlar gelmişti. Bu adamlar onlara yemek getirip kalabalıkla ilgileniyor hem de hiçbir karşılık almadan yapıyorlardı bunu. Ah, ne kadar da iyi adamlar!

Böyle devam ederken bir gün babasının bir arkadaşı içeri gelip Güldiyar’ın hâlini görüp babasına dönerek: “Doğruymuş demek gerçekten kızının acısından para kazanıyormuşsun,” dedi. O an bu adamların niye gelip de onlara yemek verip bu kalabalıkla ilgilendiklerini anladı ama artık hiçbir şey yapamadı; çünkü bunlar çok büyük adamlardı. Güldiyar’ın bir de abisi vardı, Halil. O da hiç bilinmeyen bir nedenden dolayı kayıptı.

Uzun bir süre böyle devam etti bu olaylar. Adamlar iyi de para kazandılar. Dünyanın dört bir yanından kızın taşlarını görmeye geldiler. Güldiyar bir gün ağlayamadı artık, dışarıdaki kalabalık bundan dolayı çılgına döndü. “Ne demek ağlamıyor o kadar yoldan geldik. Taşları göremeyecek miyiz? Paramızı geri verin,” diye. Adamlar buna çare olarak bir perde yaptılar avluya, artık kızı bu perdenin arkasından göreceklerdi; çünkü onlar da Güldiyar’a ağlaması için bıçak batıracaklardı “bu perdenin arkasından”…

En sonunda Güldiyar bu acıya dayanamayıp ölmüştü. Babası ise her zaman oturduğu köşede kalakalmış, kızı oradaymış gibi bakıyordu o minderin üstüne. Adamlar artık buradan para kazanamayacaklarını anladıklarından toplanıp çıkacaklarken kalabalık, tekrar eve dolmaya başladı; bu sefer de babanın kızının hâlâ orada olduğunu düşünüp ona bakmasını izlemeye gelenlerle. “Hadi artık alın paramızı da babasını görelim,” seslerini duyan adamlar tekrar başladılar işlerine…

Sonuç

Evet, “Beni Kör Kuyularda“nın sonu belirsiz bitti. Taşlar niyeydi, ne yaşandı da geldi? Bu adamlar kimlerdi?

Kitabın her bölüm sonunda bir umut Halil gelir, kurtarır dedim. Şimdi adamların başındaki adam değişti, insaflı biri geldi, izin verir, kurtulurlar dedim. Kız şimdi düzelir dedim. Ama hiçbiri olmadı. Sonunda taşlar açıklanmadığı için tepkiliydim de yazara.

Peki, benim o insanlardan farkım neydi? Güldiyar’ı insan olarak nasıl olduğunu bilmeden başına ne gelmiş diye merak ettim. Taşların nedeni için okumuşum kitabı.

Yere düşenin kaldırılmadığı, üzerine basıldığı, seyredildiği bir dönemdeyiz.
Taşlaşan Güldiyar’ın gözyaşları değil, bizim kalplerimizdi.

DAHA FAZLA İÇERİK

“Beni Kör Kuyularda” tarzında

Daha fazla “KİTAP” içeriğine bu bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsin!

GETURGEN Dünyasını YouTube’da keşfetmek ister misin? O halde bu bağlantıya tıkla!


Metin Editörü: Hatice KIRAÇ

Daha Fazla Göster

Mine AKBULUT

Atatürk University Sociology

İlgili Makaleler

2 Yorum

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu