Film/Dizi

Türk Korku Sinemasının Cinlerle İmtihanı

Türk Korku Sinemasının Cinlerle İmtihanı

Türk korku sinemasının izleyicisi, sanılanın aksine oldukça fazladır. Buna rağmen yerli korku sinemasının gelişim sürecinden itibaren baktığımız zaman bu türe karşı halen fazlasıyla acemi olduğumuzu görebilmemiz açıkça mümkün.  

Geçmiş zamanlarda yerli korku filmlerine toplumumuzun yeni alışmaya başlaması sebebi ile başta büyük yapım şirketleri olmak üzere yönetmeninden senaristine kadar birçok sinema sektörü çalışanı, korku filmlerine karşı çekingen yaklaşıyordu. Bu durum, yerli korku sektörünü 2000’li yıllar öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırdı. 2000’ler öncesinde yerli korku filmi piyasası, genel olarak bir deneme yanılma yolu üzerinden gitmiş iken 2000’ler sonrası ise sektörü basan cinler sebebi ile özgünlüğün ve yaratıcılığın vasatın altına indiği projeler silsilesini oluşturmuştu. 

Türk Korku Sineması

Türk Korku Sineması 2000’ler Öncesi

Türk korku sineması tarihindeki ilk korku filmi, 1949 yılında Aydın Arakon’un hem yönetmenliğini yaptığı hem de senaristliğini üstlendiği Çığlık adlı filmdir. Daha sonra 53’te Drakula İstanbul’da (İlk yerli vampir filmi), 54’te Ölüm Saati, 70’de Ölüler Konuşamaz Ki, 74’te Şeytan (Exorcist filminin Türk versiyonu), 76’da Süt Kardeşler (gulyabani) ve 95 yılında Karanlık Sular gösterime girmiştir. Filmlerin konuları cinayet, hortlak ve vampirler üzerinedir.

Genel olarak hiçbir yapım, ses getiren yapımlar arasında olamamıştır. Yine de 2000’ler öncesi yerli korku filmlerinin dönemleri incelendiğinde teknik eksiklikleri göz ardı edilmediğinde ve birçok zorlukları düşünüldüğünde ortaya konulan filmlerin yenilikçi, üretken ve özgün olma çabası içerisinde geçtiğini söylemek sanıyorum ki çok da yanlış bir söylem olmayacaktır.

Bu dönem içerisinde büyük bir cesaret örneği göstererek ülkemize yepyeni bir türü empoze etmeye çalışan korku filmi yapımcıları, uğraşlarının yeterince iyi bir sonuç vermediğini anladıklarında korku filmi sektörüne mecburen uzun soluklu bir ara vermek zorunda kalmışlardır.

Türk Korku Sineması 2000’ler Sonrası

2000’li yıllar sonrası Türk korku sineması filmlerine 2004 yılında Okul adlı film ile girildi.

Okul filminin yönetmenleri Taylan Biraderler, Türk sinema piyasasında en sarsılmaz popülaritenin dram ve komedi türleri olduğunun farkına varacak kadar tecrübeli isimlerdi. Öte yandan Amerikan klişelerinin de ülkemizde ilgi göreceğini düşünüyorlardı. Bu sebeple Okul’u bol klişeli, hem komik hem ürkünç sahneleriyle hayalet temalı bir film olarak izleyiciye sundular. Bu garantici yaklaşım, kısa sürede ekibin yüzünü güldürerek Okul’un oldukça başarılı bir derece elde etmesini sağladı.

Aynı yıl Orhan Oğuz yönetmenliğindeki yerli korku sinemasının kısır döngüye girmesine neden olacak yapım olan Büyü filmi vizyona girmişti. Cin teması üzerinden gidilen film, Amerikanvari Blair Cadısı modeli yaratıcı reklam çalışmaları ile lanetli film olarak iyi bir şöhrete ve dereceye kavuştu. Bu şöhret, Türk sinemasına büyük bir sorunu da beraberinde getirmiştir. 

Tavsiye edebileceğim yerli korku filmlerinden birisidir.
Özgün değildir fakat seyri keyiflidir.

Büyü filmi ile birçok yönetmen ve senaristin zihninde “Çoğunluğun müslüman olduğu ülkede İslami motifler ve inançlar üzerinden ilerlemenin yeterince korkutucu olabileceği” düşüncesi doğdu.

Özellikle 2006 yılı itibari ile korku türündeki filmlerin yüzde 90’ı cinlerin birtakım bölgeleri ya da insanları basmasını anlatan filmler ile dolup taştı. Cinler âdeta filmlerin konularını değil, bizzat korku filmi sektörünü basmışlardı.

Her sene giderek büyüyen bu furyanın en başta özgünlük olmak üzere yenilikçiliği, üretkenliği, kurgu zekâsını hatta reklam stratejilerini dahi olumsuz yönde etkilediğini düşünüyorum.

Ucuz yollu makyajlar, bilgisayar üzerinden yapılan birkaç efekt, klişeleşmiş sahneler, “gerçek hikâyeden uyarlanmıştır” repliği ile izleyiciyi korkutmaya çalışan basit işlerin sayısı giderek artmakta.

Yakın tarihe ve günümüze istatistiksel olarak baktığımızda Türkiye’de 2000 senesinden 2019’a kadar 134 filmin çekildiği; bunun 98’inin temasının cin, şeytan, büyü, doğaüstü güçlerden oluştuğu ve 45’inin içinde cin kelimesinin geçtiği ya da dolaylı yoldan atıfta bulunulduğu kayıtlara geçmiştir.

2020 yılında vizyona giren tüm korku filmleri sadece cinler üzerinden ilerleyen bir konuya sahiptir. Bu veriler, izleyiciyi günden güne olumsuz yönde korkuturken yapımcıların ve yönetmenlerin garantilendiğini düşündüğü izleyici kitlesini de yerli korku filmlerinden giderek uzaklaştırmakta.

Farklı işlerin düşünülebileceği, daha cesaretli işler ortaya konulabileceği dönemler gelir mi bilmiyorum ama iyi bir izleyici gözüyle bu şekilde ilerlemenin en fazla 5, bilemediniz 10 sene içinde yerli korku filmlerinin ülkemizde yeniden rafa kaldırılmasına neden olacağını düşünüyorum. Çok geç olmadan kapılarımızın yeniliklere sonuna kadar açılması umudu ile… 

DAHA FAZLA İÇERİK

“Türk Korku Sinemasının Cinlerle İmtihanı” tarzında

Daha fazla “FİLM/DİZİ” içeriğine bu bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsin!

GETURGEN Dünyasını YouTube’da keşfetmek ister misin? O hâlde bu bağlantıya tıkla!


Metin Editörü: Hatice KIRAÇ

Daha Fazla Göster

Elif KEKEÇOĞLU

22 Aralık 1996 yılında İstanbul'da dünyaya geldim. Sekiz yıldır profesyonel mutfaklarda aşçılık yapıyorum. Bende kalmasın dediğim ne varsa yazıyorum. Herkese keyifli okumalar dilerim.

İlgili Makaleler

2 Yorum

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu