Edebiyat

Osmanlı Devleti’nde Yenilikler

“Her ‘eski’ bir zamanlar ‘yeni’dir. Her ‘yeni’, ‘eski’nin bilgisinden doğar. Değişim, sonsuza uzanan bir süreçtir. Ne insan ne kültür ne de şiir kültürü bu değişimin dışında kalır,” diyen M. Kayahan Özgül oldukça haklıdır. Sosyal, siyasi, millî gelişmeler ve yenilikler elbette ki edebiyatı, sanatı, müziği, dili ve bilhassa şiiri etkileyecektir. Osmanlı Devleti de her devlet gibi dünyada yaşanan olaylardan etkilenmiştir. Devlet politikası olarak da edebiyat hareketleri olarak da hissedilen bu değişimler, reformlar, ittihatlar, kapitülasyonlar gibi yenilikler; imparatorluğun her alanını, her yerini farklı bir havaya sokmuştur.

Klasik şiir anlayışının ilk ciddi ve farklı değişmesini açıklamanın kaynağının sanat felsefesinden geldiği söylenebilir. Buna göre: Her klasik dönemin ve sanatın son evresi “barok”tur. Portekizce’de “barocco” şekli düzgün olmayan inciye denir. “Klasik olan şey” yani inci, düzgünlüğü ve pürüzsüzlüğü ile değerlidir. “Barocco” ise istiridyeden sürpriz olarak çıkan yani alışılmadık bir şey olduğu için heyecan verici ve şaşırtıcıdır. Ancak şu unutulmamalıdır ki: Her iki ürün de istiridyenin içinde bulunmaktadır. Burada önemli olan özü bulmaktır.

Osmanlı Devleti’nde 18. yy’ın başlarından itibaren klasik sanatta “Türk baroğu” görülmeye başlanır.

İkinci açıklama sosyal tarihten gelir. Sanatın tabiatı gereği yaşanan edebi yenilenme bir yana sanatkârın her insan gibi sosyal varlık oluşu da eserinin değişkenlerini etkileyecektir. Osmanlı Devleti’nin Batı’daki yenilikleri ve gelişmeleri almaya karar vermesi, dönemin şairlerini de etkilemiş ve böylelikle “edebi yenileşme”ye neden olmuştur. Şair, devletin ihtiyaçlarını düşünerek şiir yazmaz; kendi iç dünyasının eksikliklerini düşünür ve ona göre kendi sanatının baroğunu oluşturarak yazar. Osmanlı Devleti’nin değişim kararı alışına kesin bir tarih aransa da bulunamayabilir; fakat sembolik olarak Karlofça Antlaşması’nın (1699) bir dönüm noktası, bir kavşak sayılması mümkündür.

Üçüncü açıklama da şüphesiz kültür antropologlarından gelir. Bu görüş, kavimlerin başka kavimlerle münasebet kurduğu hâlde saf kalamayacağını söyler. Dolayısıyla Türk şiirinin temelinde “Rumi bir neşve” olması ve Osmanlı Devleti ile Batı şiirinin Yunan’dan, Latin’den hatta Hint’ten, Acem’den, Arap’tan gelen özellikleri olması saf kalınmadığının kanıtıdır. Yeni Batı şiiri ve Osmanlı şiiri arasında yüzyıllardır süregelen belirli kalıplar vardır.

3 Kasım 1839’da Gülhane Parkı’nda ilan edilen Tanzimat Fermanı’ndan sonra – Sultan Abdülmecid’in de imzalamış olmasıyla – yeniliklerin resmî olarak imparatorluğa girişi, aydın kesim için büyük umut kaynağı olmuştur.

Osmanlı Devleti

Osmanlı Devleti’nde Dilde ve Edebiyatta Modernleşme Çalışmaları

Modernleşmeye çalışan şairdeki ilk yenileşme, divan edebiyatı şairleri gibi kendine bir “hamis” aramamakla başlar. Her insan hürdür; ve hür olan kişilerin eserleri de kendilerine aittir. Artık yeni şairin hedefi saray ve çevresindeki memduhlar değil, sokaktaki insanın ta kendisidir. Dolayısıyla modern şair, matbaa mürekkebinin kokusunu bilendir. İkinci yenileşme; yeni şairin şiir yazma geleneğine göre değil, Tanrı vergisi yönüyle yazmasıdır. Geleneğe göre “Vehbi şiiri” gibi şiir yazan kimseler, “kötü şiir” damgasını duymaya hazır olmalıdır; çünkü Sünbülzade Vehbi rücularıyla ünlüdür. Bu şiirler, sözünden dönme veya cayma olarak bilinen şiirlerdir.

Üçüncü yenileşme; şifrelenmiş, büyülü ve entelektüel bir iklim içinde, üst dil kisvesinde yazılan klasik şiirin temel şifresinin kırılmasıdır. Taşradaki ve içredeki her kesimden kişilerin sanata dâhil olmuş olması, bunun en belirgin özelliğidir. Dördüncü yenileşme; şiirde temel mekânın İstanbul sayılmasının yenileşme evresi boyunca hafifletilmesidir. Artık sadece İstanbul değil, Trabzon veya İzmir de şiir mekânı olarak bilinmektedir.

Beşinci yenileşme, klasik şiirin devamını reddeden şairlerin zaman zaman klasik şiire eklenerek eserler ortaya çıkarmasıdır. Kimse köklerini barındırmadan eser yazamaz. Altıncı yenileşme; şairin, şiirin sadece sanatla bağdaşmadığını, sosyal ve siyasi rolünün de olduğunu fark etmesidir. Yedinci yenileşme, şairlerin klasik şiirde dünyevi özellikleri şiire katmayışıdır. Yenilikçi şair; neşe, öfke gibi ruhani duyguları ve şahsiliği şiire katmıştır. Sekizinci yenileşme; şairin icadı veya yeniliği geleneğin içinde değil, dışında arıyor oluşudur. Hayal şiire girince imgeleşir; ve bu, şairi şahsileştirir.

Dokuzuncu yenileşme, klasik şairin nesri hafif ve sanattan uzak görmesine karşılık yenilikçi ve aydın şairin bu düşüncenin aksine nesrin daha açık ve anlaşılır olduğunu düşünmeye başlamasıdır. Onuncu ve son yenileşme ise Türk şiirinde şiir dilinin cinsiyetsizliğinin devam etmiş olmasıdır. Şiirin kadına veya erkeğe yazılışı fark etmemektedir. Aynı zamanda klasik şiirdeki kadının arka planda kalışı yavaş yavaş değişmiş ve artık kadınlar da sanat alanına katılmaya başlamışlardır.

Şiir, bütün edebi formlar içinde değişime en kapalı olandır. Dışarıdan gelen her bir değişim ve gelişim şiirin önce dış kısmına, yazımına çarpar. İlk olarak nazım şekline, ölçüye çarpan yeniliğin muhtevaya ulaşması için önce bu aşamaları atlaması gerekir.

Osmanlı Devleti’nde Dilde ve Muhtevada Oluşan Değişiklikler;

1- Osmanlı Devleti’nde Formal Alanda Yapılan Değişiklikler

Birinci değişiklik: Klasik divanların hiyerarşik düzenini yeni aydınlar takip etmezler. Bu düzeni bozmaya da kasideden başlarlar. Gazel, kıt’a, mesnevi gibi türler de kasidenin özelliklerini üstlenmişlerdir. İkinci değişiklik, aruz vezninin kullanım sıklığının azalmasıdır. Sadece şarkıların vezni seçilirken musiki usullerinin dikkate alındığı ve bestelenmesi için en uygun makamın dahi şiir yazılırken düşünüldüğü bilindiği için ona karşı yapılan kesin bir yenilik yoktur. Üçüncü değişiklik, klasik Türk şiirinin sadece divan şiiri ile tertip olunmamış olduğunun farkına varmaktır.

Halk şiirinin unsurları, şairleri o dönemde de varlığını korumuştur. Yenilikçi ve aydın şairler bunun farkına varmış ve bu ikilemi yaşamaya devam etmişlerdir. Dördüncü değişiklik, şiirin muhtevasıdır. “Vatan, asr ve zaman” gibi kavramlar, milli bilinç uyandırabilmek için şiire aktarılmıştır. Beşinci değişiklik, şiirde Türkçe kafiye oluşturma düşüncesidir. Bunun yanında aynı kafiyenin birçok kez tekrar edilmesi de gelenekte hoş değildir.

Altıncı değişiklik, kasidenin kurallarının çok ve kesin oluşunun dikkate alınmadan meydana getirilmesidir. Kasidenin bölümlerini ve konusunu dikkate almadan yazılan yeni tip kasidelerin muhtevası da değişmiştir. Yedinci değişiklik, gazel yazarken mahlas yazmamaktır. Sekizinci değişiklik, müstezat gazelden serbest gazele geçiştir. Müstezatların klasik şiirin zayıf halkaları oluşu da bundandır. Dokuzuncu değişiklik, kıt’anın hem kasideye hem gazele yaklaşmaya başlamış olmasıdır. Onuncu değişiklik; musammatların önem kazanışı, beyit bütünlüğünün bozulması yolundaki ilk adımın içinde beyitler değil de mısralar bulunan formlarda atılmasının daha kolay olacağının fark edilmesinden sonradır. Murabba, özellikle de şarkı formunun rağbet buluşundan sonra mısraya dayalı şiir önem kazanmaya başlar. Bu dönemde halk şiiri formlarının dörtlükler üzerine kurulu oluşu da pay sahibidir. On birinci değişiklik, nesir yazısının nazma çevrilmesi alışkanlığının ortadan kalkmasıdır.

2- Osmanlı Devleti’nde Tematik Alanda Yapılan Değişiklikler

Birincisi, mazmunlardır. İkincisi, mahallileşme ve yerlileşmedir. Üçüncüsü, din ve felsefedir. Dördüncüsü, mahbup-perestliktir. Beşincisi, siyasettir.

*Mazmunlar: Divan edebiyatında kimi kavramların dolaylı yolla anlatıldığı sözlerdir, kalıplaşmış söz olarak da bilinir, klasik Türk şiirinin temelinde yer alır. Konu konu ayrılan mazmunlar, belirli tema içinde anlatılır. Aydın ve yeni şairler, yeni mazmunlar konusunda ısrarcı olmuş ve taze mazmunlar bulmuşlardır.

*Mahallileşme: Yerlilik akımıdır, Osmanlı Devleti’nde yerel kültürün yükselmesi ile oluşur. Artık şiirin konusu sadece İstanbul’da geçmez, İstanbul’un taşra kesimlerini de içine alır. “Mahallileşme”nin aslında şiirde bir kendine dönüş, bir millî şiir hareketi oluşu da doğrudur.

*Din ve felsefe: Bu düşünce, sıradan halkla ilgilenmezmiş. Sofu denilen kısım, bu düşünceyi ilgilendirirmiş. Din de felsefe de halkı içine alır ve hepsini ilgilendirir hâle gelmiştir.

*Mahbup-perestlik: Erkeğin güzelini sevme olarak da bilinir. Bize göre, homofobik olmayan Batı’nın eleştirisiyle bu durum gittikçe değişmiştir.

*Siyaset: Osmanlı Devleti’ndeki hiciv geleneğiyle en çok otoriteye ve devlet şahıslarına karşı devam etmiştir. Yenileşme ile bu durum daha da ilerlemiştir. Bunun en temel nedeni, her kişinin hür olmasıdır.

Yenileşme, o günlerden günümüze kadar tıpkı taze bir fidan gibi nesilden nesle aktarılmış; ufuklar, her daim ileriye ve geleceğe açılmıştır.

DAHA FAZLA İÇERİK

“Osmanlı Devleti’nde Yenilikler” tarzında

Daha fazla “EDEBİYAT” içeriğine bu bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsin!

GETURGEN Dünyasını YouTube’da keşfetmek ister misin? O hâlde bu bağlantıya tıkla!


Metin Editörü: Hatice KIRAÇ

Ayşe ELMAS

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum.Dokuz Eylül Üniversitesinde formasyon eğitimi aldım.Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde Tarih Bölümünü okumaktayım.Çocukluğumdan beri hayalim olan öğretmenlik duygusunu tatmak için çabalıyorum.Keyifli okumalar dilerim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu