Edebiyat

Felis-1. Kısım

Herkese merhabalar. Bu hafta biraz mısır mitolojisinden, biraz psikolojiden, biraz da benim uçsuz bucaksız denizi andıran hayal gücümden parçalar bulacağımız bir öyküyle buluşuyoruz.

Felis, her zaman aklımın bir kenarında duran ve tutkulu kelimelerimle buluşmak için benliğimi esir altına alan bir kurguydu. Bu esirlikten bugün yayınladığım öykümle kurtuluyor ve öykümü sizlerle paylaşıyorum. Umarım sizler de en az benim kadar seversiniz.

Keyifli okumalar!

Felis 1. Bölüm-Kara Kedi

(Haziran 2021)

Karanlık… Her yer zifiri karanlık.

Sadece her saniye gökyüzüne yükselen kocaman harlı bir ateş…

Etrafında dolaşan çıplak insanlar…

Çoğalan gürültü ve daha da yükselen alevler...

Sessizlik...

Derin, ürkünç bir sessizlik...

Puslu bir gökyüzü...

Kulaklarıma dolan nefes sesleri…

Mikâil?

Bana bakıyordu. Ancak bakışları her zamanki gibi değildi; büyük bir aşkla ve sevgiyle değil, korkuyla değiyordu gözleri gözlerime. Ürkmüş bir ceylan gibi, yalvarır gibi bakıyordu. “Yapma!” diye bağırdı, duymadım. Yere düştü, puslu ormanda sürünerek benden kaçmaya devam etti, umursamadım.

“Yapma sevgilim… Yapma.”

Haykırışları kulaklarımı delip geçti, umursamadım. Kötü ruh, çoktan benliğimi ele geçirmişti. Bana o bile engel olamazdı.

“Bastet!”

“Bastet yapma.”

“BASTET!”

Boğazıma acı bir şeylerin oturduğunu hissettim o an. Tüm hırsım gözlerimden okunuyordu elbette. Hırlıyor, büyükçe bir hayvan gibi sesler çıkararak sevdiğim adamın üzerine yürüyordum.

“Bastet yapma!”

 Ve sonunda tüm gece yapmayı arzuladığı şeyi yaparak elimdeki hançeri Mikâil’in kalbine batırdım.

“Bast…“

“Bastet! Bebeğim uyan. Bastet!”

Mikâil’in gerçek sesi kulaklarıma dolduğunda yüksek bir çığlıkla gözlerimi araladım. Derin derin nefesler eşliğinde havadaki tüm oksijeni ciğerlerime hapsederken bedenim rahatlamanın ucundan bile geçmiyordu.

Anlık içimde biriken tüm her şey şaha kalktığında tek yapabildiğim, kollarında olduğum sevgilime sarılıp hıçkırarak ağlamaktı.

“Şş, ağlama, geçti. Sadece basit bir rüyaydı. Geçti sevgilim.”

Hıçkırıklarım biraz daha sakinleşince bedenimi göğsünden çekerek gözlerime baktı.

“Her zaman gördüğün rüyalardan mıydı?”

Korku dolu bakışlarla âdeta “Yapma!” diye haykıran yüz ifadesi gözlerimin önünde belirirken dişlerimi sıktım.

“Hayır,” dedim kısık ve çatallı sesimle.

“Bu seferki bambaşkaydı. Daha evvel sürekli gördüğüm o değişik kadınla kavga, kediler, etler, çıplak insanların yaptığı bir çeşit ayin hiçbiri yoktu.”

Çattığı kaşlarıyla pürdikkat beni dinliyordu. Bazı şeylerin boğazıma oturduğunu hissettim. O an konuşmak çok güçtü.

Sen vardın,” dedim güçlükle. “Ve ben elimdeki hançerle seni tek seferde öldürüyordum.”

***

“24 yaşına girdin, inanamıyorum Bast!”

“Gerçekten yaşlandın güzelim, artık Mikâil’le ciddi düşünme zamanınız geldi.”

“Sahi, gerçekten ne zaman evlenme teklifi etmeyi planlıyor bu adam? Yedi yıldır berabersiniz artık hani…”

“Ah, bir evlenseniz, biz de bir güzel eğlensek düğününüzde!”

“Bast, bizi dinliyor musun?”

“Bastet!”

Arkadaşlarımın hep bir ağızdan ismimi haykırması beni daldığım derin kuyudan çekip çıkarırken kafamı sallayarak gülümseye çalıştım.

“Şey, efendim?”

“Ohoo kızım sen uçmuşsun! Dün çok özel bir gece mi geçirdiniz anlamadım ki?”

Arkadaşımın yaptığı imaya hep bir ağızdan eşlik ederlerken yanaklarımın kızardığını hissettim. Aklım aslında tamamen gece gördüğüm rüyadaydı. Üzerinden saatler geçmişti fakat ben bir türlü etkisinden çıkamamıştım.

Küçüklükten beri görüyordum aslında bu tür kâbuslar; ama hiçbiri bu geceki kadar gerçekçi hissettirmemişti, hiç bu kadar ölüme yakın olmamıştım. Derin bir nefes alıp kısa cümlelerle arkadaşlarımı geçiştirdim. Gerçekten şu an onlara ayıracak ve verecek bir enerjim yoktu. Tüm her şeyimi ele geçirmişti kâbuslar. Artık öyle ki onlarsız kendimi bir hiç gibi hissediyordum. Varlıklarına alışmak en korktuğum şeydi ve resmen beni acı dolu diken üstünde bir hayata esir etmişlerdi.

Derin bir nefes alıp elimdeki kahveyi yudumladım. Kızların gündeminden çoktan düşmüş olmak bana rahat bir nefes alma imkânı sağlarken bakışlarımı kahvemden kaldırdığımda gördüğüm kedi rahatlık falan bırakmamıştı. Simsiyah tüyleri ve altın sarısı gözleriyle durduğu yerde beni izliyordu. Hiç hareket etmeden sadece bana bakıyordu.

Yutkundum. Bu kedi, bu bakışlar, bu renk… Her şey çok tanıdıktı.

Gözlerimi kapatıp her gece rüyamda gördüğüm o kediyi anımsaya çalıştım. Bu benzerliği anımsıyor olmanın benim için başka bir açıklaması yoktu. Karanlık, ağaçlar, alevler, çığlıklar… Hepsi bir anda zihnime doluşurken kulaklarım çınlamaya başlamıştı. İçinde bulunduğum ortam beni boğmaya başladığı an gözlerimi araladım. Yine nefes nefese kalmıştım, alnımdan terler damlıyordu. Kedinin olduğu yere baktığımda yeniden, görememiştim. Hiddetle ayaklandım. Arkadaşlarımın hepsinin peşimden anlamsız bakışlar attığını biliyordum. Umursamadan etrafımda döndüm fakat yoktu. Ortadan kaybolmuştu.

“Bast, hayatım iyi misin, sorun ne?”

“Şey…”

Yeniden etrafıma bakınıp masaya geri oturdum. Ensemden sırtıma doğru akan terler beni son derece rahatsız hissettirirken tepemizde yakıp kavuran Güneş hiç bu kadar can sıkıcı olmamıştı.

“Şey, ee tanıdık birini gördüm sandım da.”

Dikkatlice beni süzen arkadaşlarıma samimi bir gülümseme hediye etmeye çalıştım. “Eheh, o değilmiş. İyiyim yani, sorun yok.”

Hepsinin çatık kaşları ve endişeli bakışları aynen duruyor ve beni anlamaya çalışmaya devam ediyorlardı. Bunu anlamak çok da zor değildi.

“Sende bir şey var.”

“Evet, kesinlikle iyi değilsin.”

Suçlu bir çocuk edasıyla bakışlarımı kaçırdım hepsinden. Ne diyeceğimi, nasıl geçiştireceğimi, gerçekleri anlatsam bile nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Ve o an asla ama asla yapmayacağım şeyi yaparak yalan söyledim; fakat yemin ederim, ileride bu söylediğim küçük yalanın başıma ne işler açacağını bilseydim asla söylemezdim. 

“Mikâil’e canım sıkılıyor. Dün gece evlilik mevzusunu ima etmiş olmam bile canını çok sıktı da.”

Arkadaşlarımın bakışları yumuşarken mahcup bir şekilde gülümsediklerine şahit oldum.

“Yaa kızım…”

“Ne dedi, ne yaptı, çok mu tepki verdi?”

“Yoksa ciddi değil misiniz? Ne de olsa yedi senelik birlikteliğiniz var.”

Derin bir nefes aldım. Aslında ortada hiç böyle bir şey yaşanmamışken söylediğim yalanın suçluluk duygusu anında etrafımı sararken nasıl devam edeceğim hakkındaysa hiç fikrim yoktu. Sadece, o an dilimin ucuna ne geldiyse söyleyiverdim.

“Ben hep bir şeyler için çabalayan tarafım ama o hiçbir şey yapmıyor. Benim hakkımda, gelecek hakkında ne düşünüyor hiç bilmiyorum.”

Kızlar ikna olmuş bir şekilde bana bakıyorlarken gözlerindeki enerji bir anda negatife dönmüştü, bunu görebiliyordum. Kollarını bana dolayan en yakın arkadaşım sıkıca sarılıp sırtımı sıvazladı.

“Hayatım ya… Düşünme bunları diyeceğim ama beraber o kadar zaman geçirdiniz ki…”

“Çok haklısın Bastet. Ama üzülme lütfen. Bunları erkek arkadaşınla açıkça konuşman gerekiyor.”

Dudaklarımı dişlerken rolümü oynamaya devam ettim. “Evet, öyle yapacağım; çünkü artık bu şekilde ilerleyemiyoruz.”

Hepsi, söylediklerimi onaylayıp kafalarını salladılar. Beni onayladıklarını, hak verdiklerini ve yanımda olduklarını söyleyen cümleler kurdular ve ben hepsine ayrı ayrı teşekkür ettim güzel dostlukları için.

“Aslında…” diye şakıdı Aurora. Arkadaş grubumda kendimi en yakın hissettiğim tek kişiydi fakat buna rağmen ne yaşadığımı ona dahi anlatamıyordum. Kahvelerimizi yudumlarken bakışlarımızı ona çevirmiştik.

“Bir sene önce Mısır’dan bir falcı gelmiş buraya. Her zaman bakmıyormuş ve söylediği her şey doğruymuş. Bir arkadaşım gitmem için çok fazla ısrar ediyordu. Ve Bastet, övünebilirsin hayatım, senin hatırına gidiyoruz.”

Ben daha reddedemeden, asla böyle şeylere inanmadığımı dile getiremeden bunun için oldukça hevesli ve heyecanlı arkadaşlarımla kendimi falcının evinin önünde bulmuştum bile. Yerinde duramayan arkadaşlarım heyecanlı bakışlarla bana bakıyorken benim kaşlarım çatıktı. İçimde oldukça kötü bir enerji vardı ve içeri biraz bile girmek istemiyordum.

Yüzümü buruşturdum.

“Saçmalamayın, ben inanmıyorum bir kere böyle şeylere, hadi geri gidelim.”

Hepsi birden kolumdan tutup: “Hayır, saçmalama!” nidalarıyla bana engel oldular.

“İnanmadığını biliyoruz Bast, hayatımızda bir değişiklik eğlence olsun diye yapıyoruz bunu! Hem belli mi olur yani? Hadi ya, gelmişiz o kadar, kırma bizi.”

Aurora’nın ses tonu, yana yatırdığı kafası ve sevimli yüz ifadesi üzerine basıp geçmek için oldukça zor bir engeldi. Durup derin bir nefes aldım. Onları kırmak ya da kendilerine buldukları eğlenceyi baltalayan o kişi olmak istemiyordum. Dudaklarımı ısırıp gözlerimi devirdim.

“Aman be!” dedim. “İyi tamam. Girelim hadi hep beraber.”

Arkadaşlarım sevinç çığlıklarıyla bana sarılırken güle oynaya o meşhur falcının evine girdik. Bizi karşılayan ortam oldukça garip olmasına karşı bir o kadar da ilgi çekiciydi.

Tüm duvarlarda tek bir göz ve şahin başlı bir insan gövdesi çizimleri vardı. Aslında oldukça karışık çizimlerdi fakat ilk bakışta algıladığım şekiller onlardı. Daha dikkatli inceleme cesaretini de gösterememiştim. Gözlerini kırpıştırdım. Burası gerçekten çok… çok enteresan bir yerdi. Ancak asıl beynimden aşağı kaynar suların dökülmesine sebep olan şeyse girişte hemen karşımıza çıkan masanın üzerinde duran kedi kadın heykeliydi. Simsiyahtı ve tıpkı az önce gördüğüm kedi gibi altın sarısı gözleri vardı.

felis

Geldiğim ilk andan beri içimde olan garip his şiddetle büyürken adımlarım geri geri gidiyordu. “Kızlar…” diye fısıldadım. Hepsi hayran dolu bakışlarını bana çevirdiğinde ben kafamı sallıyordum. “Gidelim, ben… ben girmek istemiyorum.”

Hepsi bana cevap vermek için dudaklarını araladığında içeriden duyduğumuz oldukça yüksek ses sözlerini kesti. “Yüce Firavun aşkına!”

Hepimizin bakışları kapının önünde beliren kadına döndü. Bakışlarımız birleştiğinde gülümsedi. Aklımda oluşturduğum klasik falcı tiplemesinden çok uzaktı görünümü. Oldukça güzel bir kadındı bu karşımızda duran. Küt saçları, antik Mısır kadınlarının makyajı gibi yaptığı makyaj ve kullandığı aksesuarlar onu tam olarak o çağlardan fırlamış ve günümüze gelmiş bir büyücü gibi gösteriyordu. Yutkundum. Gerçekten ama gerçekten gitmek istiyordum bu yerden.

“Yüce tanrı aşkına! Yüce Ra aşkına! Hoş geldiniz. Hoş geldin Bastet, biz de seni bekliyorduk.”

Gözlerim âdeta fal taşı gibi açılırken bedenim titremeye başlamıştı. Dizlerimde başlayan titreme her an beni yere devirebilirdi. Göz ucuyla kızlara baktığımda onların benim kadar korkmadıklarını fark ettim. Sanki büyülenmiş gibi etrafa bakmaya devam ediyorlardı.

“Hoş bulduk,” diye atladı Aurora. “Biz de uzun zamandır sizinle görüşmek istiyorduk.”

Kadın, benim üzerimden ayırmadığı garip bakışlarını Aurora’ya çevirdi. “Ah tatlı Aurora!”

Yaklaştı ve biraz eğilerek arkadaşımın saçlarını okşadı. “Çok güzelsiniz. Ama benim grup hâlinde içeriye kimseyi almadığımı ve kendi seçtiğim kişiyle özel olarak görüştüğümü bilmiyor gibi duruyorsun. Ah ne yazık! Bir dahaki sefere…”

Yüzündeki tatlı ve mahcup olmuş kadın ifadesi anında silindi ve gözleri simsiyah oldu bir anda. “Şimdi dışarı çıkın ve asıl getirmek istediğiniz arkadaşınızla, Yüce Bastet’le beni yalnız bırakın.”

Ses tonu oldukça sertti. Arkadaşlarım sanki benim gördüğüm yüz ifadesini ve duyduğum ses tonunu duymuyorlardı. Oldukça nazik bir şekilde özür dileyip nasıl bir heyecanla içeri girdiler de öyle bir heyecanla da beni burada olduğum yerde bırakıp dışarı çıktılar? Bense kaskatı kesilmiş bedenimle olduğum yerde kalakalmıştım.

Kadın anında gülümsemeye devam edip etrafımda dolandı ve tam önümde durdu. Bakışları gözlerimi delip geçmek üzereyken büyük bir kahkaha patlatmasını beklemiyordum.

“Biliyordum, yüce Tanrı biliyordum.”

Etrafımda dolanmaya devam etti. İşaret parmağına doladığı saç tutamımla oynuyordu bir yandan. “Yüce Ra’nın kızı Yüce Bastet, yeniden dirildiğini biliyordum. Felis… Yaşıyor. Yaşıyor. Tanrım… Yüce Firavun aşkına, Yüce Ra aşkına. Bana geleceğini biliyordum. ”

Dediklerinden hiçbir şey anlamıyordum. Anladığım tek şey, yüce Ra kısmıydı. İsmimin geldiği ölüler diyarı Tanrıça’nın babası olarak geçiyordu kayıtlarda. Yüce Ra. Tüm Mısır halkı onu gerçek, asıl tanrı olarak bellemişti.

Etrafımda dönmeyi bıraktı kadın. Doğrudan gözlerimin içine bakıyordu.

“Korkma,” dedi.

“K… Korkmuyorum.”

Güldü, “Korkuyorsun Bastet. Bunu görebiliyorum.”

“Korkma güzelim. En başından beri seçilmiş kişi sendin. Sen… O’nunsun. Bu yüzden rüya görmeye devam edeceksin. O’nun yeryüzünde sahip olduğu kedileri de. Ta ki…”

Sol elini bedenimde gezdirdi ve kalbimin üstünde durdu. Bedenime elektrik yemiş gibi bir his, bir acı tüm damarlarımda dolaşmaya başlamıştı. Kadın kaskatı bedenimi duvara kadar ittirip kalbimin üzerinde duran elini iyice bana bastırıyordu. “Ta ki O seni gelip alana kadar.”

“O” dediği anda enseme dolan sızı paha biçilemez bir acıydı. Dudaklarımın arasından acı dolu bir inleme firar etti. Kadının ellerinden kurtulup elimi enseme götürdüm. Doğduğumdan beri orada var olan lotus çiçeği cilt lekemin tam üzerinde tarifsiz bir yanma hissi vardı. Kadın ne olduğunu anlamaya çalışır gibiydi ilk başta. Daha sonraysa büyük bir aydınlanma yaşamış gibi gözlerini büyütüp bana yardım ederek saçlarımı önüme aldı ve enseme baktı.

Acım geçmek yerine artıyorken bir yandan da onu ve yapacaklarını izliyordum. Çatık kaşları düzeldi ve yeniden büyük bir kahkaha attı. “Lotus çiçeği… Yeniden doğuş…”

“Çok yakında gelecek Bastet. Felis’in çok yakında gelecek ve seni alacak. Sen O’nunsun, O da senin. Bunu sakın unutma. Siz birbirinize aitsiniz. Bu yüzden erkek arkadaşına fazla bağlanma. Eninde sonunda ölecek bir ruha sakın bağlanma.”

Sabah gördüğüm rüya anında zihnime doluşurken korkum had safhadaydı. Kendime gelip kafamı sağa sola salladım hızla. Daha fazla bu zırvalara dayanacak enerjim kalmamıştı. Bedenimde savaştığım bu büyük acıyla birlikte gelen güçle kadını ittirdim.

“Daha fazla saçmalamayı kesin lütfen. Lanet olsun, ben fala bile inanmam ki! Ne işim var benim burada?”

Hiddetle ilerleyip az evvel gördüğüm kedi heykelinin önüne düşmüş çantamı aldım ve bir an bile durmadan koşarak dışarı çıktım. Ensem hâlâ yanıyor ve dizlerim titriyordu. Ben az önce ne yaşamıştım?

Derin derin nefesler alarak doğruldum. Arkadaşlarım etrafıma doluşup heyecanla bana bakmaya başlamışlardı.

“Bastet, ne dedi kadın? İlk görüşte bile isimlerimizi anladı. Of, çok iyi bir falcı olduğunu biliyordum! Anlatsana, söyle hadi, ne dedi?”

Sen O’nunsun.

Eninde sonunda ölecek bir ruha bağlanma.

İçeride söyledikleri beynimde yankılanıyordu. Dudaklarımı birbirine bastırıp doğruldum. Tüm bunları, az önce söylenenleri ve yaşadığım tüm her şeyi unutmam gerekiyordu. Öyle bir şey asla yaşamamışım gibi olmalıydı. Söylediği hiçbir şeye inanmıyordum.

“Aman, saçma sapan bir falcı ne söyleyebilir ki! Zırvaladı işte. Hadi gidelim. Ben daha fazla burada durmak istemiyorum.”

Hızlıca yürümeye başlayacaktım ki arkadaşlarımın tuhaf bakışlarını son anda fark etmiştim.

“Ne? Ne diye öylece suratıma bakıyorsunuz?”

Aurora, kaşlarını çatıp yutkunarak bir adım bedenime yaklaştı.

“Bast, gözlerin… Gözlerin neden sarı?”

DAHA FAZLA İÇERİK

“Felis-1. Kısım” tarzında

Daha fazla “EDEBİYAT” içeriğine bu bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsin!

GETURGEN Dünyasını YouTube’da keşfetmek ister misin? O hâlde bu bağlantıya tıkla!


Metin Editörü: Hatice KIRAÇ

Daha Fazla Göster

Nisanur AYAZ

Kalp, büyük bir acıyla yaralandığında ve ruhun derin bir kederin içine hapsolduğunda kelimelerim yaralı ruhuna deva sunar. 21/ Yazar/ Psikolojik Danışman

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu